TİCARİLEŞEN BİLİM DÜNYASI
Dışarıdan gıptayla bakılır bilim dünyasına ve bilim insanına. Hayranlıkla anılır, saygıda kusur edilmez insanlığın bu akıl danışmanlarına, aydınlığın rehberlerine.
Ancak gelin görün ki hiçbir şey aslı gibi değil artık bilimin ve bilim insanının dünyasında. Bilimin üretim merkezi olan üniversitelerin bir biçimde ideolojinin üretim merkezi haline getirilmesiyle birlikte bilimsel nitelik, kalitenin temel ölçütü olmaktan çıktı. Akademik kadroların oluşturulmasında geçerli olmayan tek ölçüt akademik nitelik oluverdi.
Bu durum beraberinde bilimin gidişatını, bilimle uğraşanların çalışma biçimini de etkiledi. Temel ölçütü bilimsel nitelik olmayan, dolayısıyla bilimsel üretim yapmak amacından sapan üniversitelerde istihdam edilmeye başlanan akademisyenlerin kaygıları da temel kulvarından saptı ve başka biçimler aldı.
Hiç kuşkusuz akademisyenliği, bilim insanlığını yaşam biçimi olarak içselleştirmiş, idealist, düşünsel yeti ve birikimlerini insanlığın hizmetine sunmayı sürdüren bilim insanları hala var. Ancak bunların sayısı hızla azalmakta, yaş ortalamaları ise yükselmektedir. Bilim üretim ortamlarının başkalaşması sürecinde bu insanlar taşıdıkları o ışıl ışıl parlayan bilim meşalesini ne yazık ki teslim alacak birilerini bulamamanın hüznü içerisindeler.
Kuşkusuz hala o meşaleye sahip çıkacak birileri var bir yerlerde. Ancak genel gidişat hiç de iyi görünmüyor.
Ancak genelde bakıldığında, özellikle de bizim gibi gelişme sürecini tamamlayamamış toplumlarda bilim dünyası üç kulvarlı bir gidişat sergilemektedir.
Birinci kulvarda bilim ve düşün yaşamını kendisine iş edinmiş, yaşam biçimi haline getirmiş, dünyayı, insanlığı bütünsellik içinde görebilen, değerlendirebilen, sorgulayabilen, sorunlara çözüm üretme kaygısını taşıyan bilim insanlarından oluşan bir kulvar var. Ki bunların sayısı giderek azalmakta.
Bir diğer kulvarda bilimsel üretim ortamlarını fabrikasyona tarzı proje üretim merkezlerine dönüştüren bir kesim var. Temel kaygısı para kazanmak olan bu kesim Avrupa Birliği, Devlet Planlama, Dünya Bankası, TÜBİTAK vb. yerlerden aldığı projeleri yöntemsiz, bilgi birikimsiz, üstünkörü yaparak hak etmediği, ancak hak ettiğini sandığı paraları almak peşinde koşmakla meşguldür. Çoğunluğunu akademisyenlerin oluşturduğu bu kesim bu bölük pörçük, amaçsız,sorunsalsız projeleri istenilen formatta hazırlayıp teslim etmenin telaşı içerisinde yitip gitmekte. Çoğu hiçbir bilimsel nitelik taşımayan bu projeler Batılı ülkelere veri sunmaktan öteye geçemezken, bizim akademisyenlerimiz ise çok değerli bilimsel çalışmalar yapmış olmanın sahte ve aldatıcı hazzını yaşamaktadırlar. Yada aldıkları birkaç kuruşun keyfini.
Diğer yanda ise Batı kaynaklı birtakım kavramların ardına takılıp giden bilim insanlarından sözedilebilir. Batılı düşünürlerin, kendi özgün koşulları içerisinde ortaya koydukları birtakım kavramların, kuram ve yaklaşımların cazibesine kapılan bilim insanlarımız kendi gerçekliklerine ilişkin yeterli bilgi birikimine, düşünsel temele sahip olmaksızın söz konusu kavram ve kuramların o sözde büyüleyici dünyasında tıkanıp kalmaktalar. Yeterince anlamlandıramadıkları, kendi sınırlı bilgi birikimleriyle içini dolduramadıkları bu kavram ve terimlerle konuşup yazmanın gösterişten ibaret havası ise onlar için yeterli bir bilimsel haz gibi gelmekte.
Bilimsel yaşamın bu boyutunda sıkışıp kalan bilim uğraşanları dünyaya, insanlığa,kendi toplumlarına ilişkin birtakım özgün bilimsel ve düşünsel yaratılar ortaya koymak yerine Batılı düşünürlerin ortaya attıkları kavram ve kuramların taşımacılığını, yayılmacığını, daha kaba deyimiyle taşeronluğunu yapmanın ötesine geçememektedirler. Bütün bilimsel üretimlerini kesmek, kopyalamak, yapıştırmak üzerine kuran bu kesimin yüzünden Türkiye’de bilim yaşamı bir çör çöp alanı haline gelmiş durumda.
Bilim dünyasında bilimcilik oynayan bu zavallı bilim insancıkları okuduklarını anlamadıkça, yazdıklarını anlaşılmaz kıldıkça mutlu olmakta, kendilerini bilim dünyasının o sözde yüksek, bir o kadar da erişilmez tahtına öylesine konumlandırmaktadırlar ki, geride kalan bütün insanlar sıradan, cahil, işe yaramaz vs. vs. olarak aşağılanırken asıl aşağılanması gerekenlerin kendileri olduğunun farkında bile değildirler.
Bir de uyanıklar var elbet, işini bilenler. Batılı ülkelerin, daha doğrusu dünyanın güç alanını elinde tutanların bilim dünyasındaki şarlatanları var. Onlar Batılı düşünürlerin, bilim insanlarının yada bilim dünyasında iş yapan misyonerlerin bu güç ilişkileri içerisinde ortaya attıkları kavram, kuram ve yaklaşımların taşeronluğunu bilinçli olarak yaparlar ve karşılığında da öneli kazançlar elde ederler. Bunların çoğu iyi derecede yabanı dil bilen, Batılı ülke üniversitelerinde yada diğer saygın kuruluşlarda iyi ücretlerle görevlidirler. Oralarda amaçlı olarak geliştirilen birtakım kuram ve kavramları görevleri gereği kendi toplumlarına (Türkiye’ye) taşıyarak orada yayılmasını, tutunmasını, savunulmasını, benimsenmesini, yeniden yeniden üretilmesini sağlayarak kendi konumlarını pekiştirmek, kazançlarını ençoklaştırmak amacını güderler.
Bunların arkasına takılıp giden bilinçsiz kitleler ise neye hizmet ettiklerini, neyin savunuculuğunu yaptıklarını, ne istediklerini bilmeksizin sürüklenip gitmekteler bu bilim çıkmazında. En kötüsü ise kendilerini bilim insanı sanan bu insanların dünyanın gidişine, içerisinde bulundukları topluma, kendi gerçekliklerine ilişkin herhangi bir algılarının, bakış açılarının olmayışıdır. Asıl tehlike de budur bence bilim dünyası ve bilim insanı için.
Moda haline gelen isimler, moda haline gelen kavramlar, kuramlar, düşünsel akımlar yön verirken bilim dünyasına insanlığın geleceği için hangi çözümlerin üretildiği, hangi yolların aydınlatıldığı ise meçhul.
Ama son derece açık olan da bir şey var. Bu da günümüzde bilimin evrensel düzlemde birtakım politik ve ekonomik güçlerce araçsallaştırıldığıdır. Aslında bu, bilim tarihinin her döneminde böyle olmuştu. Ancak günümüzde bu durum tümüyle içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir. Örneğin, dünyadaki güç ilişkileri küreselleşme sürecini başlatmışsa bilim dünyasında da bilim insanları küreselleşmenin savunusuna yönelirler. Ortaya atılan bütün kuram ve kavramlar bu gidişi destekleyici bir tavırla geliştirilir ve yaygınlık kazanır. Yada dünya siyasal tarihinde ulus devlet sürecinin sonlandırılması gereği ortaya çıkmışsa, bilim insanları hemen kolları sıvayıp etniklik, öteki, beriki gibi kavramlarla bu süreci haklılaştırmaya, desteklemeye yönelirler.
Sözün özü günümüz dünyasında politik ve ekonomik arenada değer bulan şeyler bilim dünyasında da değer bulmakta. Bilim insanları yada bilimcilik oynayanlar insanlığın geleceğinin daha aydınlık, daha iyi olması için değil, kendi bireysel geleceklerinin daha iyi olması için çabalamakta. Küçük maddi çıkarların peşine takılıp sürüklenen bu bilimcilik oynayan kesimler yüzündendir ki günümüzde bilimin değeri pul olmuştur.
Başka bir deyişle günümüzde bilim ticari piyasanın önemli bir sektörü haline gelirken, bilim insanı ise bu sektörde küçük rantlar sağlama kaygısıyla debelenip durmaktadır.
Bu yazı toplam 687 defa okunmuştur