Sizleri çok fazla meraklandırmadan, köyünün adını arayacaklara hemen şu müjdeyi verebilirim. Büyük çoğunluğunuzun köyünün adının yaklaşık 500 yıl öncede hemen hemen bu günkü ile aynı olduğunu, çok küçük bir bölümünün adının ufak tefek değişikliklerle günümüze ulaştığını söyleyebilirim…
İsterseniz genelde Anadolu'nun özelde Kelkit vadisinin Türkleşme serüvenini bir masal tadında paylaşalım sizlerle.
Türklerin tarihini derinden etkileyen üç olay yaşanmıştır Asya'da. Bunlardan birincisi Talas savaşı (751), ikincisi Dandanakan savaşı (1040), üçüncüsü ise Moğolların ortaya çıkışıdır(1200'lü yıllar). Malum Talas savaşı Araplarla Çinliler arasında cereyan etmiş, sonucu Türkler kendileri ve Araplar lehine değiştirmişlerdir. Talas savaşına kadar genellikle çatışma halinde olan Türkler ve Araplar, Talas savaşında, Türklerin öncelikle ezeli düşmanları ve rakipleri Çini bitirme düşüncesiyle Araplarla birlikte Çin ordusuna karşı birlikte hareket ederek Çin ordusunu büyük bir yenilgiye uğratmışlardır. Bu tarihten sonra Çin Doğu Türkistan'ı işgal ettiği XIII. yüzyıla kadar Asya'ya yönelmeye cesaret edememiştir. Talas savaşındaki birliktelikten sonra Türklerle Araplar yakınlaşmışlar, Türkler arasındaki İslamlaşma hızla yayılmaya başlamış, bu olay Türklerin İslam dünyasında liderliği ele almalarının dönüm noktası olmuştur. Dandanakan savaşı ise bu gün Anadolu'daki Türklerin varlık sebebi olan Oğuzların tarih sahnesine çıkması açısından son derece önemlidir. Oğuzlar yani Selçuklular Dandanakan savaşını kazanmalarına rağmen Mavera-ünnehirin güvenli bir yurt olmadığını fark ederek yeni yurt arayışlarında yönlerini batıya dönerek Anadolu'yu keşfetmişlerdir.
Anadolu'nun Türkleşmesinde ve Müslümanlaşmasında asıl can alıcı nokta Moğol saldırılarıdır. Moğolların 1200'lü yılların başından itibaren batıya doğru yayılmaya başlamasıyla birlikte özellikle Orta Asya'daki Türk boyları akın akın Anadolu'ya yönelmişler ve nüfus yoğunluğu pekte fazla olmayan Anadolu'ya vadi vadi, ova ova, dağ dağ, yerleşmişlerdir. Moğolların şerrinden uzaklaşarak Anadolu'ya (Kelkit vadisine) yerleşen Türk boyları Erzurum'dan Anadolu'ya girmişler bir kısmı aşağıdan, Malatya - Sivas üzerinden bir kısmı ise daha yukarıdan Gümüşhane - Erzincan üzerinden Kelkit vadisine gelerek Kelkit ırmağı boyunca yerleşim yerleri kurmuşlardır. Erken sayılabilecek bir zamanda Kelkit vadisi boyunca yerleşen bu Türk boyları yerleştikleri yerlere boy, oymak, kabile, cemaat yada geldikleri yerlerdeki yer adlarını vermişlerdir.
Kelkit havzasına yerleşen Türklerin yani Şebinkarahisar'ın köylerinin tarihini 1200'lü yıllara dek götürebiliriz. Zannım odur ki 1200'lü yıllara ait tarihi belgelere ulaşılırsa bu yıllarda bile Karahisar köy adlarının aynı olduğu tespit edilecektir.
Onun için özellikle Moğol saldırılarıyla beraber Anadolu'nun Türkleşmesi hızlanmış, Asya'da Moğolların şerrinden kaçan Türk boyları, Türk oymakları akın akın Anadolu'ya gelerek Anadolu'nun dört bir yanına yerleşmişler, esasen bir kısmı Türk orijinli olan Anadolu'daki mevcut halklarla çatışmadan, birlikte yaşamaya başlamışlardır.
Bu birliktelik esnasında Türk boyları ve yerli halklar kaynaşmış, yerleştikleri yerleri imar etmişler, güzelleştirmişler, kültürlerin kaynaşması ile bu günkü Anadolu kültürü ortaya çıkmıştır. Bu birleşme ve kaynaşma ortaya çıkan kültürün mükemmel denebilecek derecede zengin bir kültür olmasını sağlamış, kah yerli halklar Türkçeye kelime vermiş, kah Türkçeden kelime almış, kah folklörünü etkilemiş karşılıklı, kah giyim kuşam benzeşmiş, kah müziği, kah geleneğini, ananesini, töresini birleştirerek Anadolu bahçesinde dünyanın başka hiçbir yöresinde bulamayacağımız rengarenk, çeşit çeşit çiçeklerle bezemiş, dört bir yana kokularını yaymıştır. Kah Yunus olmuş kah Mevlana, kah Hacı Bektaş-ı veli olmuş kah Mimar Sinan. Anadolu'ya geldiğinde günümüz şartlarına göre kabaca sayılabilecek Türkçe, yerli halkların dillerinin güzelliklerini de alarak Anadolu'da lehçe ve ağızlara dönüşmüş ve tabi seyri içerisinde İstanbul'da yaşayan Türk olmayan unsurların dil ve söyleyiş güzellikleri ile birleşerek onlardan aldığı yepyeni seslerle Türkçe güzelliğinin zirvesine çıkmış, bu günkü İstanbul Türkçesine dönüşmüştür.
1530 Tarihli Tapu Tahrir Defteri kayıtlarına baktığımızda Karahisar-ı Şarki Sancağı'nın idari birimlerinin şunlardan oluştuğunu görürüz: Akşehriabad nahiyesi 144, Alucara nahiyesi 16, Eliğe nahiyesi 9, Emlak nahiyesi 16, Firuz nahiyesi 23, Gevezid nahiyesi 58, Hasangerişe Nahiyesi 27, Kevasa nahiyesi 9, Kovana nahiyesi 13, Karahisar-ı Şarki kazası 258, Koyulhisar kazası 178, Melense nahiyesi 5, Mindavala nahiyesi 44, Nahiblü Nahiyesi 29, Sisorta Nahiyesi 30, Endires (Suşehri) nahiyesi 87, Şahnaçemeni nahiyesi 34, Şiryan nahiyesi 154, Yemişlü nahiyesi 17 adet mezra ve köy olmak üzere Karahisar-ı Şarki Livasının toplam 1198 adet köy ve mezrası bulunmaktadır.
Özellikle Şebinkarahisar'ın bu günkü köylerini içine alan nahiyeleri (Bu yazımda ikisi üzerinde duracağım) Emlak ve Gevezid'tir. Bu iki isim birer merkez değil bölge adıdır. Adı geçen tarihte Karahisar-ı Şarki Sancağı'na bağlı 1200 köy ve mezra bulunmaktadır. Yine Emlak'a bağlı 16 köy ve mezra, Gevezid'e bağlı köy ve mezra sayısı ise 58'dir. Karahisar-ı Şarki merkeze bağlı mezra ve karye sayısı ise 258'dir. 1530 Tarihli Tapu Tahrir Defteri kayıtlarına göre Karahisar-ı Şarki Sancağı'nın Kaza, Nahiye, Köy ve Mezra adlarının büyük ölçüde günümüze kadar geldiği görülmektedir.
Şimdi Emlak nahiyesine bağlı köylerden ismi günümüze kadar ulaşanlara bakalım. Gede-horin, Göllüce, Kara-ağaç, Kozluca (İki kozluca vardır. Birisi mezra diğeri ise karyedir.) Yaycı, Yıltarıc. Gördüğünüz gibi köy adları hemen hemen hiç değişmeden günümüze kadar gelebilmiştir. Sanırım yukarıda ismi sayılan köylerden Emlak nahiyesinin sınırlarını kafanızda canlandırmışsınızdır.
Şimdi de Gevezid'e bağlı köylerden günümüze kadar gelenlere göz atalım. Öncelikle adı hiç değişmeyenlere bakalım. Âhurcuk, Aşağı-Güğercinlik, Yukarı-Güğercinlik (İki Güvercinlikten bahsedilmekte Aşağı ve Yukarı Güvercinlik. Oysa bu gün bir tek Güvercinlik mevcuttur.) Bay-Hasan, Bayram, Dona (Doğancı), Etir, Kınık, Meykel, Ovacık, Saraycık, Tönük, Yalnız-dam. Yukarıdaki köy isimleri hemen hemen hiç değişmemişken aşağıda sıralayacağım köy isimleri ise ufak tefek değişmelerle günümüze gelmiştir. Ak-viran – Avren, Çiftlik-i Demürcilik – Demirci Çiftliği, Karaca-viran – Karacaören, Tuman – Duman, Üreğir – Örel.
Direkt Karahisar-ı Şarki merkeze bağlı bulunan köyler ise; Armudlu, Arslanşâh, Aşağı-Kınık, Avutmuş, Balcana-i Büzürk (Küçük Balcana), Biğe, Bir-oğul (Piravul), Buz-keçi, Çakmanus, Çat, Çiftlik, Darabul, Depelce, Depel-depe, Eli-büyük, Elma-ağacı, Esküne, Ezbider, Gelce[se], Gicora, Gölve, Hahavla (Halkaavlu), İs-olan, İsrâ'îl – İsiril – (Çağlayan) (İsiril köyünün eski isminin İsrail olması bazılarımıza çok değişik ve farklı gelebilir. Asya'dan Anadolu'ya göç eden Türkler genellikle Hazar'ın güneyinden Acem-Fars üzerinden gelmişlerdir. Zaman zaman bu göç yolu üzerindeki Türk kabile ve oymakları Moğol şerrinden kaçmak için bu göçlere katılmışlardır. İhtimal ki bu göç yolu üzerinde bulunan tamamen Türk olan ancak Yahudi inancını taşıyan Hazar Türkleri de Anadolu'ya gelerek Müslüman olmuşlardır. Bu günkü İsiril'lilerin fizyolojik özellikleri de benim bu tezimi destekleyecek niteliktedir. Başka bir ihtimal ise İsrail kelimesi bu günkü İsrail anlamında kullanılmadığından oymak, boy, yada kabile adı olarak da kullanılmış olabilir.), Kaçmanis, Kal'a-dibi (Kayadibi), Kara-Gevezid, Kara-köy, Kara-Şehinşâh (Karaşenşe), Karkın, Kavak, Kavunluk, Keylük, Kızık, Köpeklü, Ordut, Ozanlu, Pürklük, Subak, Şâb-hâne, Toklar-oğlu [Toklu-ağıl], Tönük, Tuman (Duman), Yalman, Yumrucak-taş, Yüsuf-Şeyh, Zibere, Zun.
Bazı köyler Gevezid sınırları içerisinde olmasına rağmen Karahisar-ı Şarki merkeze bağlı bulunmakta, bazıları ise hem Gevezid hemde direkt Karahisar-ı Şarki merkeze bağlı gözükmektedir. Adı geçen köylerin haricinde bu gün halen ismi kullanılmayan diğer köy isimlerini ise belki başka bir yazıda ele alacağız.
Zaman zaman isimlerde ufak tefek değişiklikler olmakla beraber köy ve mezra isimleri büyük oranda değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde var olan bazı köylerin ismine hiç rastlanmadığı görülmektedir. Bunun iki sebebi olabilir. Birincisi 1530'lu yıllarda bu köyler henüz kurulmamış olabilir. İkincisi ise (bence daha kuvvetli olan ihtimal) isminin değişmiş olmasıdır. Zira 1530 tarihinde Gevezid'in mezra ve karyelerine baktığımızda birçok köy isminin günümüzde yaşamamakta olduğu görülmektedir. Yada tersinden bakacak olursak günümüzde varolan bazı köy isimlerine tapu tahrir defterlerinde rastlanmamaktadır. Örneğin Çileder, Lapa…
Şimdi geriye dönüp baktığımızda yaklaşık 500 – 600 yıldan günümüze kadar yaşama başarısı göstermiş yer isimlerini bir gecede değiştirmek tarihin akışına müdahale etmektir. Tarihin seyrini değiştirmektir. Akıllarınca ülkeye hizmet ettiğini sananlar asıl ihaneti yaptıklarının farkında değillerdir. Irmağın yatağını bulduğu gibi tarih her şeyi yerli yerine oturtacaktır. Türkçe olmadığı düşünülerek değiştirilen yer adlarını incelediğimizde hemen tamamına yakınının boy, oymak, cemaat, yada kabile adları olduğunu yani su kadar berrak Türkçe kelimeler olduğunu görürüz. Türkçe tarih boyunca tabi seyrinde değişmiş, dönüşmüş ve güzelleşmiştir. Yerli dillerden aldığı yeni kelime ve özellikle yeni seslerle bu günkü halini alırken yer adlarında da bazı ufak tefek değişiklikler oluşmuştur. Bunun en ilginç örneği köyümün adıdır. Tapu tahrir kayıtları elime ilk geçtiğinde heyecanla köyümün adını aradım “D” harfi dizininde. Göremeyince deyim yerindeyse kelimenin tam anlamıyla kahroldum. Sonra birden eski Türkçe'de sert sessizlerin yumuşak sessizlere dönüştüğünü düşünerek “T” harfine bakmak geldi aklıma. Evet yanılmamıştım. “D” dizininde olmayan köyümü “T” dizininde bulmuştum. Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Meğer 500 yıl önce TUMAN olan, hafifçe kaba sayılabilecek isim daha yumuşak ve daha güzel bir söyleyiş olan DUMAN'a dönüşmüştü. Aynı mantıkla baktığımda 1530 tapu tahrir defterinde birçok köyün adının aslından çok fazla uzaklaşmadan değiştiğini gördüm. Örnek mi? O kadar çok ki! Bu günkü adıyla ÖREĞEL kelimesinin aslı YÜREĞİR'den (ki bir Türk boyunun adıdır) dönüşmüştür. İşte komşu köy Baltaşı, yani Sucah. Sucah kelimesi yerel dil söyleyişi ile usucah - ısıcak yani sıcak anlamındadır. Sucah mahallesinin konumuna baktığımızda bu ismin Sucah'ın konumuna ne kadar uygun olduğunu da görebiliriz. Sucah özellikle yaz aylarında güneş ışıklarını tam karşıdan dik bir açı ile alması hasebiyle aşırı derecede sıcak olan, adeta sıcaktan yanıp kavrulan bir köydür. Düşüncem odur ki yine aynı şekilde KELKİT çayının imside GELGİT ten gelmektedir. GEL-GİT = KEL-KİT. Bunu şuradan çıkarıyorum. Kelkit çayı debisi aşırı derecede değişen bir çaydır. Özellikle İlkbahar aylarında azgın bir nehre dönüşürken yaz ve son bahar aylarında küçücük bir dere hüviyetine bürünmektedir. Yani Türkçe söyleyişle gel-git hali yaşanmaktadır. Bu GEL-GİT söyleyişi 600-700 yıl önceki söylenişi KEL-KİT şeklindedir. Tıpkı Tuman'ın Duman'a dönüşmesi gibi. Yine aynı şekilde eski adı Kara Şehinşah olan Karaşenşe bu günkü söylenişine halk ağzında dönüşmüştür. 55 – 60 köyün bağlı bulunduğu Gevezid ismi ise neredeyse unutulmaya yüz tutmuştur.
İnsanın geçmişini bilmesi son derece önemli bir duygudur. Cumhuriyetin ilanı ve Latin alfabesine geçişle birlikte insanlar cahil kaldı. Okuyamaz yazamaz duruma düşürüldü. Bir anda yazılı bir kültürden yalnızca sözlü kültüre geçildi. Bu da tarihimizle bağlarımızı koparmamıza sebep oldu. Tarihimizle ilgili bütün bildiklerimiz dedelerimizin anlattığı kulaktan dolma bilgilerdi. Oysa Osmanlı mükemmel denecek derecede ayrıntılı bilgiler bırakmıştır tarihimizle ilgili. Tapu tahrir defterleri, Şeriye sicilleri, Salnameler… Bütün bu bilgileri işte bu belgelerden elde ediyoruz. Önümüzdeki dönemde Sivas Salnamelerinin Karahisar-ı Şarki sancağıyla ilgili olan kısımlarını ve yine Tapu Tahrir Defterlerinin ilgili kısımlarını ayrı kitaplarda toplama yolunda çalışmalarımız devam etmekte.
Yazımı beni bu konularda cesaretlendiren ve yardımlarını esirgemeyen Gürün'lü sevgili dostum Tarih Araştırmacısı Mehmet Ali Öz'e şükranlarımı sunarak bitirmek istiyorum. Köylerinizin tarihi ile ilgili sorularınız için mail adresim: aydinsureyya@hotmail.com