| DOLAR | ![]() |
1,8465 |
| EURO | ![]() |
2,3355 |
| IMKB | ![]() |
57.079 |
| Ankara | 10 / 27 °C |
| İstanbul | 15 / 22 °C |
| İzmir | 12 / 26 °C |
| Aydın | 12 / 26 °C |
![]() Süreyya Aydın
|
KÖKLERE BAĞLILIK YADA İNTERNET KÖYLÜ OLMAK
….
Allı turnam bizim ele varırsan
Şeker söyle kaymak söyle bal söyle
Eğer bizi sual eden olursa
Boynu bükük benzi soluk yar söyle
….
Şükürler olsun boynumuz bükük değil. Şekere kaymağa balada ihtiyacımız yok ama bizi sula edeceklere gurbet türkülerinin hüzünlendirici nağmelerine ihtiyacımız var. Dostlara arkadaşlara ihtiyacımız var. Bu duyguyu tarif etmek hakikaten öylesine tarifi zor bir durumdur ki bu duyguyu bir şair olarak bile ifade edemiyorum.
Hangimizin burnunun direği sızlamaz bu türküyü dinlediğinde. Hangimizin bam telleri gerilmez. Gözlerimiz yaşarmaz ve uzaklara dalmaz. Göğsümüzün üzerine kocaman bir taş parçası gelip oturmaz. Hangimizin boğazı düğümlenmez. Kökenine, köklerine bağlı olmak, aslını esasını unutmamak, aslından esasından kopmamak! Mensubu bulunduğu medeniyetten, gelenekten, görenekten zevk almak, ona içtenlikle bağlı olmak. İçinizde benim için memleket hiçbir şey ifade etmiyor diyen çıkan birisi varsa emin olun insanlığından şüphe etmeli…
Bizler beklide 850 – 900 yıldır aynı topraklarda doğup büyümüş, Kelkit vadisinin her zerresini, havasını, suyunu, taşını toprağını genlerimize nakşetmiş insanlarız. Yöremiz Kelkit vadisinde, Anadolu'nun diğer bölgeleri kadar çok göç hareketleri yaşanmamıştır. Asya'dan kopup geldiğimizden bu yana bu toprakları yurt/vatan edinmiş ve buraya ebediyen demir atmışız. Gerçekte Kelkit vadisi ve yaylalarımız Türkmen yaşam hayatı için bulunamayacak güzellikte imkanlar sunmuştur bu topraklara yar olan, yerleşen dedelerimize. Son güzde tarlasını sürmüş, tohumunu toprağa atmış, ilkbaharda ineğini danasını, koyununu kuzusunu toplamış yayla yollarına düşmüş. Varlığını paylaşmış, yokluğunu paylaşmış, iyi gününde gümbür gümbür çalan davullarla hep beraber eğlenmiş, kötü gününde birlikte ağıtlar yakmış, birlikte gözyaşı dökmüş bir yörenin müdavimleri ve bu kültürü geleceğe aktaracak yegane insanlarız.
Ne yazık ki kökünden kökeninden koparak büyük şehirleri mesken tutan insanımız şehir hayatına uyum sağlamaya çalışırken köklerinden kopma noktasına gelmiş, babalarından, dedelerinden miras aldığı; o saf, temiz ve insan odaklı kültürü çocuklarına aktarmakta zorlanmıştır. Bizim çocuklarımızda şehrin sokaklarında (şehir kültürü demeye dilim varmıyor) ne idüğü belli olmayan bambaşka bir kültürün esiri durumuna düşmüşlerdir.
Belki elde olmayan nedenlerle iliklerimize kadar işlemiş bu kültürü, bu toprağı, bu yöreyi terk edip, bizlere, kültürümüze biraz daha yabancı, biraz daha uzak gurbetlere gelmişiz. Ama kalbimizin yarısını orada bırakmışız. Yaz aylarını, doğup büyüdüğümüz toprakları bir kez daha görme umuduyla iple çekmişiz. Bizler kendi derneğimizle iki yılda bir köy ve yayla şenliği kararı aldık. Özellikle gençler gördükleri her yerde “Başkanım şenlik hazırlıkları başladı mı? Tarih belli oldu mu?” diyerek bizleri teşvik ederken, köklerine bağlılıklarını, o topraklara olan sevgilerini de ifşa etmiş oluyorlar. Bu da bizleri son derece mutlu ediyor.
Belki ekonomik sebeplerle, yıllarca doğduğu topraklardan uzak kalanlarımız olmuş. İlk kez bu kuşak vatanından, yurdundan ayrı kalmış. Ama gönlü hep memleket topraklarında, kulağı memleketten gelecek bir haberde, yüreği memleket sevdası ile yanıp tutuşmuş. Köyden komşu köye gelin verilen genç bir kız bile köyünden, toprağından üç gün uzak kaldığında;
Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar,
Aşrı Aşrı Memlekete Kız Vermesinler
Annesinin Bir Tanesini Hor Görmesinler,
Uçan Da Kuşlara Malûm Olsun, Ben Annemi Özledim.
Hem Annemi Hem Babamı, Ben Köyümü Özledim.
Annemin Yelkeni Olsa Açsa Da Gelse,
Babamın Bir Atı Olsa Binse De Gelse,
Kardeşlerim Yolları Bilse De Gelse.
Uçan Da Kuşlara Malûm Olsun, Ben Annemi Özledim.
Hem Annemi Hem Babamı, Ben Köyümü Özledim
Diye türküler söylerken, biz yaklaşık 900 – 1000 km uzaklara gelmişiz vatanımızdan. Türkü hemen gelmekten özlemekten behsediyor. Hem öyle bir özlem ki derhal ve çabucak kavuşma duygusu türkünün her mısraını esir almış…
Geçenlerde bir olaya şahit oldum değerli dostlar. Bu olay insanın içini burkan, hüzün veren bir olaydır. Bir akrabam, eşi burada İstanbul'da çok zor bir ameliyat geçirdi. Annesi memlekette hasta, ölüm döşeğinde. Ne burayı bıraka biliyor, ne annesine gidebiliyor. Annesi şu cümleyi kullanıyor ölüm döşeğinde. “Kızımı görmeden ölmem!” Eşinin ameliyatı yaklaşık bir hafta sürdü. Eşi ameliyat olur olmaz köye, annesine koştu. İçimden demiştim “Herhalde kızını gördükten sonra rahmetli olacak anne”. Emin olun kızını gördü, elini tuttu “Sen mi geldin kızım” dedi ve ruhunu teslim etti. İşte biz böylesine zor bir zamanın insanları olarak yaşıyoruz gurbetlerde. Allah hepimize sabır versin.
Dün yılda belki bir kez, o da yaz tatilinde köyümüzü yaylamızı ziyaret ederken, görme imkanı bulurken, bu gün teknolojinin gelişmesi ile beraber internet ortamında her gün bir köyümüzün, yaylamızın, dağımızın, deremizin resimlerini görme imkanı buluyoruz. Hatta “Google Earth” denen mereti bilgisayarınıza indirdiğinizde bütün memleketi, Kelkit vadisini tepeden görme imkanı buluyorsunuz, hatta evinizi bile bir yüz metre yükseklikten görme imkanı buluyorsunuz. İnsanlar ellerindeki köy, yayla, memleket resimlerini paylaştıkça bu sevgi artıyor artıyor. Ve insanı daha başka yerlere yönlendiriyor; Tarihimizi, dedelerimizi hatırlıyoruz mesela… Yada hatırlayamıyoruz. Geçmişimiz tarihimiz hakkında zerre kadar bilgiye sahip değiliz ki… Kimdiler, nasıl yaşadılar, ne yaptılar, ne yediler ne içtiler, duyguları düşünceleri neydi onların dedeleri kimlerdi gibi…
Değerli dostum Yücel Başaran Facebook'ta beni bir resimde etiketlemiş geçenlerde. Bu bir resim değil belgeydi aslında. Belgeyi tıkladığımda belge beni ta 1931 yılına götürdü. Yani Atatürk dönemine. Genç Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun sadece 8 yıl sonrasına. Cumhuriyet Halk Partisinin ülkeyi tek başına yönettiği tek parti yıllarına götürdü. Belge milletvekili seçimleri için yapılan ön seçimlerde seçilen delegenin Karacaveran, Tönük, Sucah, Lapa ve Duman köylerinden aldığı oyları gösteren bir mazbata idi. Ama beni asıl şaşkına çeviren mazbatada yer alan isim ve imzalardı. Belgeyi o zaman Şebinkarahisar CHP Başkanı olan Rüştü ÖZSAN düzenlemiş, altında ise Duman Köyü ihtiyar heyetinin isim ve imzaları yer alıyordu. En sağda (nur içinde yatsın) muhterem dedem köy diliyle söyleyecek olursak “Saru Memmed'in” imzası vardı köy muhtarı olarak. İstemeden gözlerim yaşarmıştı. Dedem 1901 doğumluydu ve beklide köyde okuma yazması olan tek insandı. Lakin harf devrimiyle beraber oda okumaz yazmaz duruma düşürülmüş, imza için sarı metal üzerine Civerekoğlu Mehmet yazılmış, bunu imza olarak kullanıyordu. Yanında iki tane Dumanlıoğlu'nun imzası vardı. Dumanlıoğlu Osman ve Dumanlıoğlu Salih… Bu belgenin geldiği yada ulaşıldığı yer daha da ilginçti. Gittigidiyor.com. Şaşırdım, sevindim, afalladım. Belli belirsiz kararsızlıktan sonra “gittigidiyorda” belgeye ulaştım ve gecenin 02 sinde belgeyi satın aldım. Belgeye ulaşan ve benim haberdar olmamı sağlayan Yücel Başaranı gecenin o saatinde uykusundan kaldırarak teşekkür ettim. (Gerçek dostlarınız varsa gecenin o saatinde Yücel kardeşimi yatağından kaldırmam size çok abartılı gelmez!!!)
Yeri gelmişken teknolojinin kötülüklerinin yanında işte böyle güzellikleri de olduğunu unutmayalım. Yücel Başaran ile birlikte yöneticiliğini yaptığım Şebinkarahisar tarihi sayfasına girerseniz eminim sizde kendinizden bir şeyler bulacaksınız orada. Bu sayfayı açarak Şebinkarahisar tarihinin yeniden yazılması noktasında ilk tuğlayı koyanlardan biri olan Yücel kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Facebook ortamında hazırlanmış birkaç güzel sayfadan bahsetmeden geçemeyeceğim. Özellikle bazı köy sayfaları hakikaten son derece verimli. Bu sayfaları birkaç kendini bilmezin kendi siyasi düşünceleri ve ideolojik saplantılara kurban etmeleri son derece üzücü. Öyle ki Facebook ortamında her adla sayfa açabilirsiniz. Bazı kendini bilmezler köy adıyla kurdukları sayfayı ele geçirmişler, köylerinin adını babalarının çiftliği gibi kullanmaya devam ediyorlar. Örneğin aynı anda 10 tane Karacaören, 10 tane Güvercinlik Köyü sayfası kurmak mümkün. Bizimde bizzat kendimin kurduğu Duman Köyü Şebinkarahisar/Giresun sayfamızın yanında kuruculuğunu Lokman Koç kardeşimizin yaptığı Duman Köyü Şebinkarahisar sayfaları mevcut. Siz neden iki tane açtınız diyecek olursanız tamamen teknik sebeplerledir. Gruplarda bazı kısıtlamalar söz konusu iken sayfalarda kısıtlamalar söz konusu değildir. Facebook amacına uygun kullanıldığında son derece kullanışlı, pratik, hızlı çözümler üreten, harika bir olaydır.
Yazımın başında söylediğim “köklere bağlı olmak” cümlesinden Facebook'a geldik. Zaten gurbet duygusunun güçlenmesinde, köklerimizi, doğduğumuz toprakları yeniden gündemimize almamızda internetin inkar edilemeyecek bir payı olduğunu biliyoruz. Eğer köklerinize bağlı değilseniz, sıra torunlarınıza gelmeden çocuklarınız büyük şehrin caddelerinde, sokaklarında, ruhsuz kalabalıklara karışıp aslını, neslini unutarak sizlerden miras aldığı (belkide alamadığı) değerlerini, medeniyetini, geleneğini, göreneğini kaybedip gidecektir… Dolayısıyla bu kırılma noktası, yok oluşun başlangıcı olacaktır. Çocuklarımızı köklerine, geleneklerine, doğduğu topraklara bağlı yetiştirmek umuduyla…
Süreyya AYDIN ŞEBİNHABER
Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim













