GÜLMENİN ÂDÂBI VAR MI ?
Bundan önceki yazımızda, gülümseme ve tatlı dilin öneminden bahsetmiş ve daha ziyade gülümsemenin yani tebessüm etmenin üzerinde biraz durmuştum. İnsanımızın birbirleri ile olan ilişkilerinde gülümsemenin ne kadar kaynaştırıcı ve birleştirici rol oynadığını da açıklamaya çalışmıştım. Sitemizin müdavimlerinden bir kardeşim haklı olarak “ gülümsemek iyi hoş güzelde, birde anlamsız manasız gereksiz yerlerde sürekli gülümseyen tipler var, ben onlardan çok tırsıyorum.” diye bir yorum yazmış. Bu söze hak vermemek mümkün değil. Ancak, insanlara yüzlerce olumlu katkı sağlayan, muhatabının iç dünyasını aydınlatan sihirli sözcük olan “tebessüm”ü, yapmacık ve manasız bir şekilde kullananları görerek, bunun öneminden bahsetmemek olamazdı ve bende bunu anlatmaya gayret etmiştim. Zaten toplumumuz, sahte gülücük dağıtan tipleri çok iyi tanımakta ve bu kimselere itibar da etmemektedir. O yazımda izaha çalıştığım örf ve adetlerimize, inanç sitemimize göre, güler yüzlü olmanın insanımıza sağladığı faydalar idi. Yoksa hani halk arasında “bir kahkaha, bir kilo baklavaya bedeldir” denilir ya, benim anlatmak istediğim bu çeşit cinsten bir gülme değildi.
Bir konuyu bir yazıya sığdırmak bazen zor olmakta, o konuyu biraz daha genişletmek istendiğinde ise yazı uzamaktadır. O zamanda yazı, okuyucuyu yormakta veya yazının uzunluğuna bakıp çoğu kişi okumaktan vazgeçmektedir. Onun için bu yazımız, önceki yazının konusunu bir nevi tamamlayıcı niteliğinde olacaktır.
Her şeyin bir adabı olduğu gibi gülmenin de bir adabı ve sınırı vardır. Allah selamet versin, lise yıllarında bir hocamız vardı, kontrolsüz bir şekilde gülen bir arkadaşımızı gördüğü zaman “hayrola cennetle mi müjdelendin de böyle gülüyorsun?” derdi. Bu basit örnek bile bizlere gülmenin de bir usulünün olduğunu apaçık göstermektedir.
Gülümseyen insanların durumlarını irdeleyecek olduğumuzda, bu insanların gülmeleri, kendilerinin om anki psikolojik yapılarını, ruh hallerini ve samimiyet derecelerini ortaya koymaktadır. İnsanların gerçek halleri, gülümsemeleri sırasında belli olurmuş. Gözlerinin içiyle, bütün yüz kaslarıyla candan gülen insanlarla, sadece iş olsun diye, yapmacık bir şekilde dişlerini gösterip, diğer bir tabirle de bıyık altından alaycı bir tavırla gülen insanlar arasında tabi ki çok büyük farklar vardır.
İnsanların bir kısmı, gerçekten samimi olarak içtenlikle gülümserler, daima güler yüzlü olurlar, yerine göre az ve öz olarak gülerler. Asık suratlı hiç olmazlar. Bu tür insanlar karşılarındakilere değer verirler, onların derdi ile dertlenir, onların sevinci ile sevinirler. Bunlar samimi insanlardır. Toplum tarafından saygın gören ve dinimizce de övgüye mazhar olan insanlar işte bu kimselerdir.
Bir kısım insanlarımızda vardır ki, samimi değillerdir, gereksiz ve boş yere gülerler, yapmacık gülerler, karşısındakini küçümseyerek, alay edici şekilde gülerler, kahkaha atarak gülerler. Aslında bu insanlar kendilerini kandırdıklarının farkında bile değillerdir. Zaten bu insanlar toplum nezdinde saygı görmedikleri gibi, yaptıkları bu hareketler de dinimizce hiç hoş karşılanmaz.
Yüce Mevlamız, gereksiz ve boş yere gülme ile ilgili Kurânı Kerimde şöyle buyurmaktadır : “Ağlayacak yerde gülüyorsunuz!” (Necm-60)
Peygamber Efendimiz de; “Siz benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız.” buyurmaktadır.
Buraya kadar anlattıklarımızı özetleyecek olur isek, tebessüm etmek başka bir şey, gülmek başka bir şeydir. Ama her iki fiili de zaman ve zeminini iyi belirleyip ona göre kullanmak gerekir. Ahlaki öğretilerimiz bunların nasıl olması gerektiğini zaten bizlere göstermiştir. Büyük bir üzüntü yaşayan, acılar içinde kıvranan bir kimsenin yanında gülmek, nasıl ki büyük bir saygısızlık ise, yine sevinçli ve mutlu bir gününde kişinin yanında ağlayarak onu üzmekte, aynı derecede saygısızlıktır ve bu tür davranışlar toplum tarafından hiç de hoş görülmezler.
Yaptığımız her işimizde olduğu gibi, güldüğümüz zaman da, ahlaki kurallara göre hareket edecek olur isek, o zaman özlenen huzur toplumuna kavuşuruz. Aksi halde toplumları birbirine kaynaştıran sevgi ve saygı ortadan kalkar, insanların güven duygusu zedelenir ve mutsuz ve huzursuz bir toplum haline geliriz.
Son olarak, sizi tebessüm ettirecek bir fıkra ile yazımıza son verelim. Kayserilinin eşi vefat etmiş, ilan vermek için de bir reklam ajansını aramış ; "Emine öldü Allah rahmet eylesin” ilanı vermek istiyorum demiş. Reklam ajansının yetkilisi ; Amca bu çok kısa oldu 3 kelime daha ekleyebilirsin, merak etme aynı ücrete dahildir, demiş.
Kayserili, ek ücret alınmayacağından emin olduktan sonra şöyle bir ekleme yaptırmış.
"Satılık Toyota var".
Sağlıcakla ve hoşça kalınız.