ANKET
Hangi Otobüs Firmasından Memnunsunuz
YAZARLAR
Kürşat YILMAZ
Yılmaz ADA
Bekir Seçil
PİYASALAR
DOLAR
1,8465
EURO
2,3355
IMKB
57.079
HAVA DURUMU
Ankara 10 / 27 °C
İstanbul 15 / 22 °C
İzmir 12 / 26 °C
Aydın 12 / 26 °C
MAİL LİST
BURÇLAR
Burcunuzu seçin, günlük falınızı okuyun
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mustafa Erdoğmuş
ESKİ GÜNLERE ÖZLEM
24.04.2011 15:34

ESKİ GÜNLERE ÖZLEM

Dünya hayatımızda dillendirdiğimiz; dün, bugün ve yarın diye üç önemli zaman kavram vardır ki, bu kavramları, gün, hafta, ay, yıl ve asır olarak da değerlendirmemiz mümkündür. Bugünümüzü yaşarken, yarınlarımızı düşünür ve ona göre hazırlıklar yaparız. Bir de, dün dediğimiz mazide kalan, acı ve tatlı anıları ile hayatımızda derin izler bırakan, bir daha geri gelmesi asla mümkün olmayan geçmiş günlerimizi hatırlarız. O günlerden bugüne gelene kadar, köprülerin altından çok suların aktığını, çevremizde ve yaşantılarımızda çok büyük değişikliklerin olduğunu görürüz.

Eskiden çok güzel günler yaşamış olabiliriz. Bu güzel günlerin yanında bir takım sıkıntılar ve acılar da yaşamış olabiliriz, bunlardan ders alıp, bugün geldiğimiz duruma bakıp şükretmeliyiz. Eskiden büyüklerimiz aralarında sohbet ederlerken askerlik anılarından, gurbette geçirdikleri günlerden, kısacası geçmişteki hayatlarından bahsederlerdi. Böylelikle geçmiş ile gelecek arasında bir irtibat kurulur ve nesiller geçmişlerini unutmazlardı. Bugün o büyükler artık yoklar. Onların yerine gelen çocukları ve torunları ise kendilerine artık yeni bir hayat seçmişler veya kültürel bir yozlaşma  sonucu bu hayatı yaşamak zorunda kalmışlar. Şimdi o yolda devam edip gidiyorlar. Bazen bir araya geldiğimizde geçmiş günlerimizden, mazideki hatıralarımızdan bahsetmek çoğumuzun hoşuna gitmiş olsa da, insana bir fayda sağlamayan günlük dedikodular ve siyasi çekişmeler, daha cazip ve tatlı geliyor ve geçmişle ilgili o güzel sohbetleri yapmamıza engel oluyor.

Bazen geçmiş günlerimiz, aklımıza geldiğinde, bir rüya görür gibi mazinin derinliklerine öyle bir dalıp gideriz ki, yaşadığımız zamandan ayrılıp adeta bir zaman tüneline girer ve orada eski güzellikleri tekrar yaşar gibi oluruz. Sonra hoş bir rüyadan uyanır gibi kendimize gelir ve “ Hey gidi o günler heyy!” deyip derin bir of! çekeriz!  Bazen de kadim dostlarımızla bir araya geldiğimizde, hoş sohbettleri engelleyen televizyon perdesini kapatıp, eski perdeleri açar ve mazideki filmleri seyre koyuluruz. Görüntüsü olmayan bu filmleri izlerken heyecanlı anlarda alkış tutmaz, duygu seline kapılıp gideriz. Köyümüzde, şehrimizde ve çocukluğumuzda yaşadıklarımız hep gözlerimizin önüne gelir ve bu filmin bitmesini istemeyiz. Film süresince de bugün aramızda olmayan eski dostlarımızı özlemle ve rahmetle anarız.

Mazideki o filimden birkaç sahneyi birlikte paylaşacak olursak; Eskiden bir köyümüz vardı. O köyde herkes birbirine hürmet eder saygı gösterir, selam verilmeden, hal ve hatır sorulmadan geçilmezdi. Köyümüzde karakol nedir, mahkeme nedir bilinmezdi. Köyümüzün yazılı olmayan kuralları vardı ve bu kurallar harfiyen işlerdi. Köyümüzde halk filozofları vardı. Herhangi bir anlaşmazlık olduğunda haklı, haksız adil olarak ortaya konulur ve onların vereceği kararlara saygı duyulurdu. Köyümüzde, hiçbir olay karakolluk da olmaz, mahkemelik de olmazdı. 

Eskiden, gurbetten mektuplar yazılır ve gelen mektubun zarfı heyecanla açılır, mektup hasretle okunduktan sonra, koklanır, öpülür ve bir kenara konulurdu.  Askerdeki babaya yazılan mektubunun son sahifesine, daha göremediği küçücük bebeğinin eli konularak elin şekli çizilirdi. Bu el şeklinin üzerine de “babacığım seni çok özledim” yazılırdı. Askerler, terhis olup köyüne gelirlerken de, dostlarına en güzel hediye olarak, üzerlerinde asker resmi bulunan üçüncü sınıf asker sigarası getirirlerdi.

Eskiden, mektuplara “Nasılsınız iyimisiniz iyi olmanızı cenabı Haktan diler, beş vakit namazınızda hayırlı dualarınızı beklerim…”  cümlesi ile başlanır, “Kestane kebap acele cevap…” diye de son verilirdi. Mektupta komşuların, isimleri tek tek belirtilerek onlara da selam yazılırdı. Eskiden, kız çocuklarına ninelerinin, erkek çocuklarına da dedelerinin isimleri konulurdu. Eskiden, geceler ayaz, kışlar beyaz, sokaklar karanlık, yıldızlar parlak olurdu. Ramazanda sahura davul ile kalkılır, top sesi ile oruç açılırdı. Komşuya iftara gidilir, Allah ne verdi ise yenilir, içilir ve dua edilirdi…

Mazide yaşadığımız güzellikleri bugünlere taşıyıp onları tekrar yaşamak mümkün değildir.  Ancak onları unutmayıp hatıralarımızda yaşatarak yeni  nesillere akatarmanın güzel bir meziyet olacağını düşünüyorum. Çünkü eski dediğimiz güzel şeyler, zaman geçtikçe daha da kıymetlenmektedir. Düşünün bir kere. annemizin küçükken sizin  için özenerek ördüğü minicik bir yelek, eğer duruyorsa sizin için o çok değerlidir ve onu tarihi bir eser gibi saklarsınız. Bir gün gelir o yeleği sakladığımız yerden çıkarıp, özlemle ve hasretle onu kendi çocuğunuza giydirirsiniz. Bundan da büyük bir haz ve mutluluk duyarsınız.

Bugün, lüks eşyalar ile döşenmiş, musluklarından sıcak su akan, her türlü konfora sahip kaloriferli ve asansörlü apartman dairelerinde oturmuş olsak da, başımızı döndüren teknolojik gelişmelere şahit olsak da, kullandığımız aletler biz aklımıza gelmeyen kolaylıklar sağlanmış olsa da, renkli ve süslü ambalajlar içinde çeşitli yiyecekler emrimize sunulmuş olsa da, ben yine eski köyümü ve o eski güzel günleri özlüyorum.  O günlerden bahsetmeyi ve o günleri ruhumun derinliklerinde yaşamayı çok seviyorum.

Yarınlarınız hep güzel olsun. Sağlıcakla kalınız,

Bu yazı toplam 466 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÇOK YORUMLANANLAR