Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim
| DOLAR | ![]() |
1,8465 |
| EURO | ![]() |
2,3355 |
| IMKB | ![]() |
57.079 |
| Ankara | 10 / 27 °C |
| İstanbul | 15 / 22 °C |
| İzmir | 12 / 26 °C |
| Aydın | 12 / 26 °C |
![]() Mustafa Erdoğmuş
|
12 Eylül 2010 tarihine gelene kadar Türkiye'de 5 kez referandum yani halk oylaması yapılmıştır. Bu referandumlara bir göz attıktan sonra, son yapılan referandumla ilgili birkaç hususa değinmek istiyorum.
Birinci Referandum; 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra hazırlanan 1961 Anayasası için 9 Temmuz 1960 tarihinde yapılmış ve bu referandumda seçmenlerin yüzde 62'si “evet”, yüzde 38'i “hayır” oyu kullanmışlar.
İkinci Referandum; 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra hazırlanan 1982 Anayasası için 7 Kasım 1982 tarihinde yapılmış ve bu referandumda seçmenlerin yüzde 91.37' si 1982 anayasasına “evet” demiştir.
Üçüncü Referandum; 1982 Anayasa'sının siyasi parti liderlerine getirilen 10 yıllık siyasi yasakların kaldırılması için 6 Eylül 1987 tarihinde yapılmış ve bu referandumda vatandaşların yüzde 50.1'i yasakların kaldırılması yönünde “evet” oyu, yüzde 49.9' u yasakların devam etmesi yönünde “hayır” oyu kullanmıştır.
Dördüncü Referandum; Yerel seçimlerin 1 yıl öne alınıp alınmaması için 25 Eylül 1988 tarihinde yapılmış ve bu referandumda seçmenlerin, yüzde 65'i “hayır”, yüzde 35'i ise “evet” oyu kullanmışlar. Bu referandum ile yerel seçimlerin bir yıl öne alınmasına ilişkin Anayasa değişikliği reddedilmiştir.
Beşinci Referandum; Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilip seçilmemesi için 21 Ekim 2007 tarihinde yapılmış bu referandumda anayasa değişikliği yüzde 69 “evet” oyu ile kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karşı çıkanların oy oranı ise yüzde 31'de kalmıştır.
12 Eylül 2010 Tarihinde yapılan Altıncı Referandum acaba Türkiye'ye neleri getirdi ve neleri alıp götürdü. Bu değerlendirmeyi yaparken, önce gerçekleri görmemizi önemli ölçüde engelleyen, siyasi düşüncelerimizi, ön yargılarımızı bir tarafa bırakmalıyız. Doğrusu bunu yapabilen kişiyi tebrik etmek gerekir. Çünkü ön yargıları kırmak atomu parçalamak kadar zormuş.
Dikta ile yönetilen rejimlerde seçimlerden, demokrasiden bahsetmenin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü bu sistemlerde halk taleplerini dile getiremez, bir avuç mutlu azınlık hükümranlığını baskı ve zulümle sürdürmeye devam eder. Böyle baskı ve zulmün olduğu bir dönem acaba ülkemizde yaşandı mı veya yaşanmakta mı, bunları görebilmemiz için hem yakın tarihimize hem de günümüzdeki uygulamalara bakmak ta yarar vardır.
Ülkemiz tek partili rejimden kurtulup 1950 den sonra çok partili sisteme geçmiş. Daha doğrusu geçmiş gibi gözükmüş. Çünkü Ülkede, tek partili sistemin hakim olduğu dönemlerde, bütün devlet kurumlarında tek partinin mensupları görevlendirilmiş, ayrıca o partinin il başkanı aynı zamanda o ilin valisi olarak da görev yapmıştır. Böylece devlet imkanları belli bir grubun ve belli bir zihniyetin elinde toplanmıştır. Uygulanan şiddet ve yıldırma politikaları ile de millet hakkını arayamaz duruma gelmiştir. Devleti ele geçiren ve halkın üzerine çöken bu zihniyet, devletin bütün imkanlarından sonuna kadar yararlanmıştır. Çok partili sisteme geçildikten sonra da, bu zihniyet mensupları, kendilerini daima devletin tek temsilcisi olarak görme alışkanlığını sürdürmüşler, ülkemizde çeşitli bahaneler oluşturarak askeri ihtilallerin ve darbelerin yapılmasına zemin hazırlamışlardır. Bugünlere gelene kadar, demokrasi yolunda büyük adımlar atılmış, fakat bu yolda başbakan ve bakanlar dar ağaçlarında sallanarak can vermişlerdir.
Halkımız arasında İsmet İnönü'ye atfedilen şöyle bir olay anlatılır. Malum 1960 dan sonra yapılan seçimlerde İnönü'nün Genel Başkanı olduğu CHP halktan fazla oy alamaz. Sağ partiler fazla oy aldığından hükümetleri de bu partiler kurarlar. Tabi ki bu duruma CHP mensupları çok üzülmektedirler. Durumu ;”- Efendim, bu CHP' nin durumu ne olacak, seçimleri hep sağ partiler kazanıyor ve hükümeti de onlar kuruyorlar.” diye, İsmet İnönü'ye arz ederler. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün cevabı şu olur :
“- Üzülmeyin, seçimleri onlar kazanıyor, hükümetleri onlar kuruyorlar ama iktidarda olan sürekli biziz!”
Bugün muhalefetteki CHP'nin tutumuna baktığımızda, devlet kurumlarındaki iktidarlarının sona ermekte olduğunu gördükleri için halk oylamasına karşı çıktıklarını görmekteyiz. Referandum öncesinde, oylaması yapılacak anayasa değişikliği maddelerinden ziyade, propagandalarını hep kişiler ve anayasa ile ilgisi olmayan başka şeyler üzerinde yürütmüşler, bilinçli olarak halkımızın değiştirilen anayasa maddelerini öğrenmesini engellemişlerdir. İşte bundan dolayı 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum, bu güne kadar demokrasi yolunda atılan en önemli adımlardan biri olmuştur.
Yine Referandumdan önce, siyasi parti temsilcilerinin bazıları da, gerçekleri anlatmak yerine, politikalarını kin nefret ve kavga üzerinden yürütmüşlerdir. Fakat halkımız bu tür politikalara kulak asmamış, kavgacı siyasetçilere prim vermeyerek sandıkta en doğru kararını vermiştir. Sonuç ne olursa olsun halkın verdiği karara herkesin saygı duyması gerekir. Referandum sürecinde siyasi parti ve liderlerini halkımız daha iyi tanıma fırsatı bulmuştur. Halkının önüne doğru dürüst bir plan ve proje koyamayanların hallerini milletimiz daha iyi görmüştür. Ama bu kısır çekişmeler ve kavgalar ülkemizin çağdaş medeniyetler seviyesine yükselmekte ki yolunu uzatmaktadır. Ülkemizdeki bu manzaralara baktığımızda, sanki gizli bir gücün, ülkemizin maddi ve manevi sahada kalkınmasını önlemek için, bazı kurumların başına bilinçli olarak belli şahısları getirerek bunlara belli görevler verdiği, bu şahıslar da kendilerine verilen bu görevleri en iyi şekilde yapmaya gayret ettikleri ister istemez aklımıza geliyor. Zaten ülkemiz hep bu yüzden gerilerde kalmıştır.
İşte bazı gerçekleri görebilme ve bazı taşların yerinden oynamaya başlamış olması açısından 12 Eylül 2010 da yapılan Anayasa Değişikliği ile ilgili halk oylaması önem arz etmektedir. Bu halk oylamaları ile, halkımıza tepeden bakanların, halkımızın öz değerlerine düşman ve uzak olanların, halkın üzerindeki vesayeti sona erecektir. Referandumun sonucu ile ilgili bazı çevrelerin koparmak istediği fırtınalar işte bundan kaynaklanmaktadır. Demokrasi denilen rejimin, ülkemizin bütün kurumlarında hakim olması bu çevreleri tedirgin etmektedir. Çünkü bugüne kadar onlar bu ülkede halka rağmen istediğini yapmışlardır.
Artık Halkımız, askeri darbeler sonucu hazırlanan anayasalar ile değil, seçip TBMM ne göndermiş olduğu kendi vekillerinin hazırladığı anayasalar ile yönetilmek istiyor. Son Referandum sonucunun, milletin vekillerine de moral ve güç vereceğine inanıyorum. Bu Referandum sonucunda, milletin seçtikleri vekiller, kendilerine yapılan tehditleri artık kale almayacaklar ve TBMM' ne cesaretle gireceklerdir. İşte yapılan son referandum sonucunda “EVET” lerin fazla çıkması bize bunları göstermiştir. Eğer,” HAYIR” lar daha fazla çıkmış olsa idi, o zaman demokrasi yolunda daha çok yol yürümemiz gerekecek ve ülkemizdeki vesayet rejimi daha da güç kazanacaktı.
Şunu unutmayalım ki, yapılan son anayasa değişikliği ile ilgili maddeler, iktidardaki parti kapansa lideri siyaseti terk edip gitse de, halkımız için bu maddeler yine yürürlükte olacaktır.
Sağlıcakla kalınız.
Mustafa ERDOĞMUŞ
Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim













