ÇATAK’TA YAZILAN KADER:
Beş Kardeştiler. Üç erkek iki kız. Kızların en küçüğüydü Nazlı. Bebekken beşikten düşmüş, bir eli felç olmuş bir ayağında ise hafif bir topallama oluşmuştu. Sebebi ne olursa olsun bu olay aile bireylerini oldukça etkilemiş, Nazlının kaderi gibi, kendi kaderlerinin de bir parçası haline getirmişti.
Onu okutmamışlardı. Nazlı, “ Özellikle özürlü bir kız çocuğun çaresizliğini yaşıyordu. Ağabileri okumuştu. İş sahibi de olmuşlardı. Ablası da liseyi bitirmişti. Ablasını okuttuklarına göre demek ki okutulmama gerekçesi kız olmak değildi. Felçli olmaktı. Felç olmanın üzüntüsü ve okuyamamanın ezikliğiyle yaşamıştı . Yıllar yılları kovalamış doğumundan o güne tam on beş yıl geçmişti. Yıllar Nazlının kaderini nakış işler gibi işlemiş hayatı memnuniyetsizlikler üzerine kurulmuştu. Geçen onca yıl :“Neden beni okutmadılar da ağabeylerimi üniversiteyi dahi okuttuklarını” sorgulamıştı. Büyük ağabeyi liseyi bitirmiş dolgun bir fiyatla Seka kağıt fabrikasında işe girmişti. Ortanca ağabeyi eğitim fakültesini bitirmiş Van Çatak ilçesinin bir köyünde sınıf öğretmeni olarak görevine başlamıştı. Bir büyüğü olan ağabeyi Elektirik mühendisi olmuştu. Ağabeyi Öğretmen Züfer öğrencileri tarafından çok seviliyordu. Giresun’un delikanlısı, van da gönülleri şimdiden fethetmişti. Koskoca bir eğitim yılı bitmişti. Züfer, anne yüreğinin Sıçaklığına kavuşmak üzere Van çataktan yola çıktı. Trabzon sınırına az kalmıştı. Gökyüzünde bulutlar yükünü almış, vazifesini yapmanın gururuyla Trabzon semalarına kadar gelmişti.
Bulutlar gök gürültüsünün ardından son zerresine kadar yükünü boşaltıyordu.
Züfer in iki saatlik yolu kalmıştı. Yol kısaldıkca Memleket hasreti bağrında bir yangın misali durmadan alevleniyordu. Otobüs Trabzon ‘un Çatak mevkiinde mola vermişti. Mola yerinde iki otobüs daha vardı. “Geldim sayılır. Şunun şurasında ne kaldı ki” diye söylendi. Sicim gibi yağan yağmur nedeniyle molada bekleyen otobüslerden inen yolcu yarıyı bulmuyordu. Sıcak bir çaya hayır diyemeyen çay tiryakileri dinlenme tesisinde soluğu almışlardı. Bunlardan biride Züfer’di. Camdan dışarı izlerken çocukluk yılları deliliklerinden biri aklına gelmiş kendi kendine gülümsemişti. Mayıs ayında yağmurlu bir günde iki arkadaş denize girmelerini hiç unutmuyordu. Ancak annesi bırak yağmurlu havayı yazın en güzel günlerinde bile denize göndermezdi. Oda arkadaşlarıyla gizliden gizliye denize kaçardı. Annesi:”Oğlum Karadenizin azgın dalgaları nice annelerin bağrını yaktı. Birde benim bağrım yanmasın. Boğulmandan korkuyorum. Bu korku bana yetiyor zaten “ diyor, başka bir şeyde demiyordu. Züfer ölüm elbet beni bulacak, denizde boğulmaksa kaderim, Elden ne gelir. Ne olur anne izin ver dese de annesi Nuh der peygamber demez, inadında ısrar eder” boğulursun evladım ben buna dayanamam “derdi. Öyle veya böyle Züfer’in çocukluğu güzel geçmişti .
Çayından son bir yudum daha çekti... Bütün yolcular bir anda pür dikkat kesilmişti. Bir gürültü kopmuştu. Sanki yer yerinden oynamıştı. Toprak, bir sel gibi bir anda dinlenme tesisini ve otobüsleri kaplamış içinde ne kadar canlı varsa diri diri bağrına gömmüştü.
Fatma Hala gün boyu mutfaktan dışarı çıkmamış oğlu Züfer’in sevdiği yemekleri ve börekleri özenle yapmayla meşgul olmuştu. Havanın boğukluğundan mıdır bilinmez içi daralmıştı. Züfer’le İki saat önce konuşmuşlardı. Züfer Çoktan gelmesi gerekirdi. …Fatma hala vakit daha rahat geçer düşüncesiyle televizyonu açtı. Haberler de heyecanla bir olay anlatılıyor, Son dakika yazısı yanıp yanıp sönüyordu. “ Trabzon – Maçka ilçesi Çatak mevkiinde heyelan sebebiyle üç otobüs ve dinlenme tesisi yerle bir oldu. Araçlara ve insanlara ulaşılamıyor. “ Fatma Hala sadece Züfer diyebildi. Eli titriyordu. İkinci Züfer değişi Yerle gök arasında gidip geldi. Evdekiler ne olduğunu anlamamışlardı. Haberi dinleyen beyninden vurulmuşcasına ilk önce susuyor sonrada yandım anamlar yükseliyordu. Apar topar araçlara binen aile yakınları soluğu Maçka da almıştı. Güzel bir söze güzel bir habere nelerini vermezlerdi ki.
On beş gün toprak altından canlı bir insan çıkar ümidiyle çalışma alanına gittiler, gittiler . Yıl 1988 Trabzon Maçka ilçesi çatak mevkii 64 kişi öldü. Nice yürekler parçalandı. En az 64 ocakta feryat-figan semada yerini buldu. Hepsini hasretle anıyoruz. Mekanları cennet olsun. Size Nazlı’dan bahsedecektim ama gerek kaldı mı ki onun sancısı iki, idi üç oldu. O artık biliyordu : “ Ölümden başkası yalan” …
Fatma hala şimdilik hayatına devam ediyor, gözlerindeki yaş hiç dinmiyor. Boğulur korkusuyla denizden esirgediği Züfer’i toprak altında kalmak suretiyle boğularak ölüyor. Öğretmen Züfer meslek hayatı Van Çatak’ta başlayıp , Maçka çatakta son buluyor. Züfer Unutulmadın Kalplerdesin ….
Bekir SEÇİL