Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim
| DOLAR | ![]() |
1,5105 |
| EURO | ![]() |
1,9755 |
| IMKB | ![]() |
60.737 |
| Ankara | 15 / 32 °C |
| İstanbul | 20 / 28 °C |
| İzmir | 20 / 35 °C |
| Aydın | 18 / 35 °C |
![]() Prof. Dr. Nazife Güngör
|
Sevinçle, şaşkınlıkla, mutlulukla ve umutla bakıyor etrafına küçük kız. Göz pınarları dolu dolu. Yanaklarından süzülüp akan gözyaşları acının, sevincin, hüznün ve umudun karışımı bir görüntü alıyor utangaçlık pembesi yanaklarda.
İşte şimdi buradaydı, televizyona çıkmıştı. Şimdi bütün Türkiye, hatta bütün dünya onu izliyordu. Kışın karların içerilere kadar girdiği küçük köy evinden çıkmış İstanbul’a gelmişti ve pırıl pırıl ışıklar altında rüya gibi bir yerdeydi, sahnedeydi. O bir yıldız olmuştu. Çok ünlü olacak, çok para kazanacak. Hepsi yanılmıştı. Ona, boşuna gitme oralara, kimseler seni çıkarmaz televizyonlara diyenlerin hepsi yanılmıştı. İşte şimdi oradaydı. Kader gülmüştü yüzüne, değişmişti kaderi yoksul köylü kızının.
Ve konuklar arasında bir adam, güneş yanığı esmer tenli, kaytan bıyıklı, yaşı genç, ama görüntüsü yaşlı bir adam mutluluk gözyaşları döküyordu sahnedeki kızına bakarken. Köyün en yoksulu Çoban Mustafa’dan başkası değildi. Bırakıp koyunları kuzuları, kapıp kızını çıkıvermişti umudun yolculuğuna. Belli mi olur, bir bakarsın değişiverirdi kaderleri. Yıldız olurdu küçük kızı. Şöhret basamaklarına tırmanırken alacağı isim de belliydi şimdiden. Çoban Yıldızı.
Ağlıyordu küçük kız sahnede. Babasını, annesini, kardeşlerini, komşularını anlatırken tutamıyordu gözyaşlarını. Belli ki inanıyordu bittiğine bütün acıların. Henüz ilk türküsünü söyleyecekti katıldığı yarışma programında. Ama daha kendisini tanıtırken, o ana kadarki tüm yaşadıklarını çoktan anılaştırmıştı küçük kız.
Adı Ceylan, modeli ise belli ki Küçük Ceylan. O da zorlu bir yokuşu tırmanarak çıkmıştı doruğa ve yerini almıştı yıldızların arasında. İşte yine bir Ceylan, yine küçük, yine yoksul, yine hüzünlü. Ama artık o bir yıldız.
Ya sonrası?
Sonrası bilinmez ama, tarih tekerrürden ibaretse eğer, sonrası da aşağı yukarı belli.
Önce birkaç klip, sonra türkü barlar, tavernalar ve Küçük Ceylan büyüyecek, olgunlaşacak, hayatı tanıyacak ve sormaya başlayacak kendisine, çevresine.
-İyi mi yaptım? İyi olan hangisi? Çoban kızı olarak kalmak mı iyi olurdu, yoksa çoban yıldızı olmak mı iyi?Mutluluk nedir? Şimdi ben mutlu muyum? Yanıtlar ne olur bilemeyiz. Ama bundan da önemlisi “Bir Şarkısın Sen” programının yıldızlarından Küçük Ceylan ileride bu soruları kendisine sorabilecek denli şanslı olacak mı dersiniz?
Ve bir başkası. Küçücük. Henüz on yaşında. Sevimli mi sevimli bir kız çocuğu. Tavırlarıyla, davranışlarıyla, jestleriyle, mimikleriyle büyümüş de küçülmüş sanki. Bir kanto yapıyor ki sormayın gitsin. Tam bir Nurhan Damcıoğlu kopyası. O küçücük bedeni öylesine kıvrak, öylesine cilveli. Belli. Bu kızın hayatı sahneler olacak. İyi dansediyor, iyi de şarkı söylüyor. O şimdiden bir yıldız zaten. Yıldız olmak için daha fazla bir şey yapmasına gerek yok. Gözlerinin içi gülüyor mu, diğer yarışmacıları geride bırakmanın hırsıyla mı parlıyor belli değil.
Bir de Zerrin Özer kopyası sahnede. Sesiyle, saç tarama biçimiyle, yüzündeki ifadesiyle. Arada Amerika’ya, Avrupa’ya falan da uzanıyor söylediği İngilizce, Fransızca şarkılarla. Dilleri bilmese de sorun değil. Söyleyebiliyor ya bu o dillerdeki şarkıları. Yeterli bu kadarı. Ne söylediğini bilmese de olur.
Bir de küçük ibolar. İbrahim Tatlıses kopyaları erkek çocuklar.
Neşe Karaböcekler, Nilüferler, Ajda Pekkanlar.
Düşünmeden yapamadım bir an. Türkiye’de kopyalama işlemi başladı da bizlerin mi haberi yok diye. 70’li yılların ne kadar popçusu, türkücüsü, şarkıcısı varsa hepsi yıllar öncesinde kopyalanmış da şimdilerde sahneye çıkarılıyorlar gibi geliyor. Asılları ise yağlanmış, yaşlanmış bedenleriyle kendi geçmişlerini sınav yapıyorcasına kurulmuşlar jüri masasına.
Küçükler debelenip duruyor sahnede, kopyalamaya çalıştıkları büyüklerine benzemek için. Büyükler ise yeri doldurulamaz bir eda ve gururla tadını çıkarıyorlar geçmişlerine doğru çıktıkları yolculuğun. Onların bu keyifli nostalji yolculuğu küçüklerin trajik gelecek yolculuğuna dönüşüyor bir yandan da.
Ve televizyonları başına kilitlenen diğer çocuklar. Ne kadar da isterlerdi orada, televizyonda şarkı söyleyen o çocukların yerinde olmayı. Ama şans yok işte. O karda iyi şarkı da söyleyemiyorlar. Üstelik de okul var, bir dolu ödev. Sonra ne olacak? Hiç bir şey olmayacak tabi ki. Ve yitip giden okuma coşkusunun yerine gelip yerleşen kocaman hüznün hantallığı altında ezilen, hırçınlaşan çocuklar.
Peki ya sonuç?
Kocaman bir hiç.
Sahnede harikalar yaratanlar da ,televizyonları başında hayal kuranlar da sonu gelmez bir yolculuğa çıkmışlardır yalnızca yıldızlara doğru. Çoban yıldızı kadar parlak bu yıldızların Bu pırıltıları devam eder mi bilinmez? Ama açık olan şu ki birileri bu küçük parlak yıldızlardan epey para kazanacak. Umut tacirlerince sömürülecek umutları. Birilerinin ceplerinde paraya dönüşecek gözyaşları.
Programcılar ise devam edecek yeni kopyalama çalışmalarına, umutları sömürmeye, düşleri kabusa dönüştürmeye.
Savunu da hazır nasılsa.
“Halk istiyor, biz veriyoruz”.
“Halka iniyoruz”
“Reyting alıyoruz, o halde beğeniliyoruz”.
Soran yok halkın neden bunları istediğini, bu hale nasıl getirildiğini.
Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim














