| DOLAR | ![]() |
1,7615 |
| EURO | ![]() |
2,3015 |
| IMKB | ![]() |
60.675 |
| Ankara | -3 / 3 °C |
| İstanbul | 4 / 8 °C |
| İzmir | 3 / 10 °C |
| Aydın | 2 / 11 °C |
![]() Mustafa Erdoğmuş
|
Anayasamızın 10. maddesi şöyledir: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
Evrensel eşitlik kavramını ve temel hukuk prensiplerini ihtiva eden ve tüm insanlık için hayati önem taşıyan bu madde, acaba ülkemizde tam olarak uygulanabiliyor mu? Bunu anlayabilmemiz için, zannederim çok derinlemesine bir araştırma yapmamıza gerek yoktur. Sadece ülkemizde yaşanan somut bir kaç olaya bakmamız yeterli olacaktır.
Aktaracağım birinci olay, eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç zamanında Cumhurbaşkanlığı makamına sunulan bir atama ile ilgili olacaktır. 2007 yılı Aralık ayında Pakistan'a resmi ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gazetecilerle sohbet ederken konu rektör atamalarına geldiğinde başına gelen ilginç bir olayı şöyle anlatmış:
“Mesela rektör atamaları konusunda inanılmaz şeyler oluyor. Örneğin ilk kez açıklıyorum. Bugüne kadar bir tek rektör ataması yaptım. Göreve geldiğimin üçüncü ya da dördüncü günüydü. YÖK'ten sadece üç ismin bulunduğu bir dosya onay makamı olarak bana geldi. İsimlerden biri ile ilgili olarak yanında bir ihbar notu vardı ve bu notta “'eşi kara çarşaflıdır. Fakülteye her gün gelir hocaları tehdit eder.” deniyordu. Dehşete düştüm. Rektörlüğe soyunduğuna göre olsa, olsa eşi başörtülüdür dedim. Sonra hemen araştırın talimatını verdim. Araştırdılar “adam bekar” dediler. Belki gizlediği bir şey vardır diye, bir daha araştırıp bakın dedim. Bu sefer de “Hiç evlenmemiş” dediler. Düşünebiliyor musunuz, Cumhurbaşkanlık makamına böyle bir dosya geldi.”
Cumhurbaşkanı Gül, ehliyet ve liyakatini göz önüne alarak bu Prof'u rektör olarak atamış. Demek ki, isminin başında koca, koca unvanlar yazılı ve çok önemli makamlarda bulunan devlet adamları, yasaları bir kenara bırakarak kendileri gibi düşünmediği kişiler hakkında işte böyle saçma sapan raporlar yazabiliyorlar. Askeri şura kararları gereği TSK den atlan subayları da bu minvalde değerlendirmemiz mümkündür.
İkinci olayımız, Erzincan'da yürütülen bir soruşturma dolayısı ile,
jandarmanın başörtüsü takan görevliler hakkında düzenlediği rapor diğer bir adı ile fişleme olacaktır. Gazetelerde yer alan konu ile ilgili haber şöyle;
“İstihbarat çalışması doğrultusunda, İl Jandarma Komutanlığı'ndan hareket edilerek il merkezine gelindi. Hancı Çiftliği'nde ebe hemşire olarak görev yapan Sevim ismindeki şahsın mesai saatleri içerisinde sağlık ocağında başörtülü olarak görev yaptığı duyumuna istinaden istihbari çalışma başlatıldı. Hancı çiftliğinde görev yapan hemşirenin geçici görevle Akyazı Beldesi Sağlık Ocağı'na alındığı ve halen orada çalıştığı tespit edildi. Akyazı Sağlık Ocağı'na gidilerek ebe hemşirenin başörtülü olarak görev yaptığı görüldü ve fotoğrafı çekildi. Ayrıca isminin Sevim Özer olduğu, Yozgat İli Yerköy nüfusuna kayıtlı olduğu, eşinin il merkezinde öğretmen olarak çalıştığı bilgileri öğrenildi" (Yeni Şafak 11/03/2010)
Üçüncü olayımız, İzmir Büyükşehir Belediyesinin bir uygulaması ile ilgili olacaktır.
Bu olayda gazetelerde şöyle yer almıştır. “Bir süre önce Kütahya'dan İzmir'e taşınan Açıköğretim Lisesi 11. sınıf öğrencisi Zeynep Akçakaya, Internet üzerinden öğrenci indirim kartı almak için ESHOT Genel Müdürlüğü'ne başvurdu. Akçakaya'ya e-postayla gelen cevap, "Fotoğrafınız uygun olmadığından kart basılamadı." oldu. Bunun üzerine ESHOT yetkililerini arayan Akçakaya, fotoğrafının 'kılık-kıyafet yönetmeliğine uygun olmadığı' cevabını aldı. Daha önce yaşadığı şehirde böyle bir uygulama ile karşılaşmadığını aktaran Zeynep Akçakaya, tepkisini "Halkın vergisiyle alınan otobüslerde, başörtülü-başörtüsüz ayrımı yapılıyor." sözleriyle dile getirdi. Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Büşra Şahin de İzmir Belediyesi'nin mağdur ettiği öğrencilerden. Okulunun bulunduğu Manisa'da öğrenci kartı alırken başörtüsüyle ilgili sıkıntı yaşamadığını dile getiren Şahin, "Biz bu kartı okulda değil, sokakta kullanacağız. Başka öğrenciler otobüslere indirimli binerken biz başörtülü olduğumuz için tam bilet kullanmak zorundayız." diyerek mağduriyetini dile getirdi. ( Zaman - 12/03/2010)
Bu iki haberi okuyunca insanın böylesi saçmalıklara inanası gelmiyor. Sağlık ocağında çalışan bacımız, sanki beline bombaları bağlamış her an pimini çekip bulunduğu binayı havaya uçuracak canlı bir bomba gibi lanse ediliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri ise, başörtülü bir öğrenciyi, vücuduna patlayıcı maddeleri bağlamış, bindiği otobüsü havaya uçuracak olan canlı bomba gibi tehlikeli gördükleri için ona öğrenci kartı vermemektedirler. Bu ne kadar çarpık bir düşüncedir.
Maalesef ülkemizde, belli makam ve mevkileri işgal etmiş olan bazı devlet adamlarının ve kendini aydın diye tanımlayanların, başını örten vatandaşlarımıza karşı tutumları bizleri üzmekte ve aynı zamanda düşündürmektedir. Allah aşkına söyler misiniz hangimizin ailesinde ve akrabasında bir başörtülü hanım yok. O başlarını örtenlerin bir kısmı anamız, bir kısmı bacımız ve bir kısmı da eşimiz değil mi? Bakıyoruz bir babanın, bir kızının başı kapalı ve bir kızının da başı açık. Aslında bu ülkede başı kapalı ile başını açık vatandaşlarımız arasında hiçbir sorun yoktur. Sorun halkımızın öz değerlerinden uzaklaşmış, bu ülkede yaşamalarına rağmen kafa yapıları yabancılaşmış olanlardadır. İstiklal harbinde cepheye mermi taşıyan annelerimizin başı örtülü değil mi idi? Peki nedir bu baş örtüye karşı olan kin ve nefret. Bu düşünceleri bizim insanımızın zihnine acaba kimler ve hangi amaçla ektiler. Bu konuları her vatanperver insanımızın çok iyi düşünüp değerlendirmesi gerekir.
Ülkemizde başörtülülere karşı yapılan zulüm derecesine ulaşan bu tür haksız uygulamaları gördükten sonra, anayasamızın “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” ilkesi acaba nerde kaldı diye birilerine sormamız gerekir.
Anayasa değişikliği ile ilgili konuların gündemde olması dolayısı ile, bende insanın temel hak ve özgürlüklerinde önemli olan bir konuyu dile getirmek istedim. Yapılması istenen anayasa değişikliğinde başörtüsü ile ilgili bir madde yoktur ama bu anayasa değişikliğini önemli bir adım olarak görüyorum. Bu anayasa değişikliğinde, kendisine emekli olana kadar hiç dokunulamayan ve görevden alınamayan yargı mensupları ile ilgili maddeler olduğu gibi, kişilerin inancından dolayı fişlenmesinin önüne geçilmesi ile ilgili maddenin de olması bence önemlidir.
Yapılacak anayasa değişikliği beğenmeyip, olağan üstü dönemlerde anayasaları ancak askerler yapar diyenlere asla katılmıyorum. Millet olarak bir anayasa yapabilmemiz için, bir askeri ihtilalin yapılmasını mı veya yeni bir kurtuluş savaşının verilmesini mi bekleyeceğiz? Seçerek Millet Meclisine gönderdiğimiz vekillerimiz bizim adımıza acaba orada ne yapacaklar ve ne yapmaktadırlar? Hem askerlerin yapmış olduğu anayasayı beğenmiyoruz diyeceğiz, hem de bunu değiştirmek için yapılan çalışmalara köstek olacağız. Böyle bir düşünce olamaz. Halkın yararına olan bir şeyi kim yapıyorsa yapsın bunu alkışlamamız gerekir. İktidar partisi “beyaz”a beyaz dedi diye muhalefetin, halka faydasının olup olmadığını düşünmeden sadece muhalefet olsun diye ona “kara” demesi ne kadar mantıksızdır. Ülkemizdeki iktidar muhalefet kavgası maalesef buna benzer yürümektedir.
Yukarıda dile getirmeye çalıştığım hususlar dolayısı ile, yapılacak olan anayasa değişikliğinin halkımızın yararına olacağını düşünüyor ve bu değişikliğin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim













