ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz ?
YAZARLAR
Prof. Dr. Nazife Güngör
Prof. Dr. Yaşar Akça
Yrd. Doç. Dr. Haluk Erdem
Serkan Çiftci
Bekir Seçil
PİYASALAR
DOLAR
1,5275
EURO
2,0985
IMKB
52.233
HAVA DURUMU
Ankara 3 / 16 °C
İstanbul 6 / 12 °C
İzmir 7 / 16 °C
Aydın 7 / 18 °C
MAİL LİST
BURÇLAR
Burcunuzu seçin, günlük falınızı okuyun
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Prof. Dr. Nazife Güngör
AÇILIM AÇILIMI GETİRİR
Din, mezhep derken bir de Kürt açılımı eklendi ülkenin karmaşık gündemine.

Açılımlar olmalı elbette. Özellikle de demokratik yapılarda. Ancak açılımları yaparken dikkatli olmak gerekir.

Açılım açılımı getirir, derken açılım saçılımı getirir.

İş öylesine uzar, öylesine farklı boyutlara gider ve öylesine karmaşık bir hal alır ki, açılım olur size tıkanım.

Şu an gündem de olan açılımın da sonunun bu olacağı şimdiden belli.

Bir kere bu açılımın, toplumun kendi iç dinamiklerinin spontan devinimiyle yönlendirilmekten uzak olduğu ortada. ABD'nin ve AB'nin Ortadoğu ülkeleri üzerinde uygulamaya yöneldiği siyasaların bir yansıması olduğu belli. I. Körfez Savaşıyla temeli atılan, II. Körfez Savaşıyla olgunlaştırılarak sonlandırılan ABD'nin Irak politikasının Türkiye kesitini oluşturan bir proje olduğunu kim yadsıyabilir ki.

Diğer yandan asırlardan beridir kendi içerisinde din ve mezhep sorununu bile çözüme ulaştıramamış bir toplumda bambaşka boyutları, süreçleri ve sonuçları olması olası, olabildiğince de radikal bir açılım projesinin altına bu devlet girmeyi nasıl göze alıyor.

Özellikle de ulus devlet yapısı içerisinde etnik temele dayanan açılımlara gitmek her şeyden önce söz konusu yapının doğasıyla çelişen bir şeydir.

Açılım projesinin orkestra şefliğini üstlenenler bunu, bir gülün açması kadar basit bir doğa olayı sanıyor olsalar gerek.

Daha şimdiden başladı kafa karıştırıcı tartışmalar ve gerginlikler.

“Ne mutlu Türküm diyene” sözü kayıtlardan kalkmalı mı kalkmamalı mı?

Köylerin, kasaba ve beldelerin adı değiştirilmeye başlandı bile. Bunun uzantısı ise ilgili bölgelerde yer alan il adlarının değiştirilmesi olmayacak mıdır?

Diğer yandan Milli Eğitim Kurumu ne olacak? Kürt kökenli vatandaşlar kendi anadillerinde eğitim görmek istediklerinde devlet bunu nasıl gerçekleştirecek? Hangi öğretim kadrosuyla, hangi eğitim-öğretim materyalleriyle, hangi okul ortamlarında? Okullardaki sınıflar Türk ve Kürt çocuklar için ayrılacak mı? Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde Kürtçe dilinde eğitim yapan okullar mı açılacak? Açılırsa buralarda eğitim gören bireyler ilerde nerede, hangi ortamlarda iş yapacak, meslek edinecek?

Önemli bir nokta da Kürt kökenli vatandaşlar arasında dilsel açıdan önemli farklılıkların söz konusu olmasıdır.

Yüzyıllardan beridir daha çok sözlü dilsel kültür içerisinde gelişmiş olan Kürtçe dilinin çok farklı aksanlarla, hatta şive ve ağızlarla konuşulduğu bilinmektedir. Bu durumun içerisinden nasıl çıkılacak?

Milli Eğitime bağlı okulların müfredatlarına seçmeli Kürtçe dersi konulmasının da söz konusu açılım projesi kapsamında yer alacağı söyleniyor.

Bu seçmeli dersler Kürtçe dilinin hangi versiyonunda olacak?

Tunceli'nin ve Diyarbakır'ın bazı yörelerinde konuşulan Zazaca'da mı, İç Anadolu ve Doğu Anadolu'nun çeşitli yörelerinde konuşulan Kurmance'de mi, Güneydoğu'nun çoğu yerinde konuşulmakta olan Arapça etkisindeki Kürtçe'de mi yoksa Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun çeşitli yörelerinde konuşulan Farsça etkisindeki Kürtçe'de mi?

Yoksa durum TRT Şeş'deki gibi mi olacak?

Büyük bir şamatayla yayınına başlanan TRT Şeş'in, Kürt kökenli vatandaşların büyük kısmı tarafından anlaşılamadığı son günlerin fısıltı gazetesinin öncelikli gündem konularından biri olmayı sürdürüyor bilindiği üzere.

Öte yandan İmparatorluk yapısı üzerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisinde Kürt kökenli vatandaşların dışında başka etnik kökenlere sahip vatandaşların olduğu da biliniyor. Bunlara da aynı açılımlar yapılacak mı?

Açılım açılımı izlerse Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus devlet yapısı ne olacak?

Olayın bir diğer yanında ise mezhepsel durumlar var. Bu ülkede yaşamakta olan Türk, Kürt, Laz, Rum, Ermeni, Süryani, Arap vb. etnik gruplar arasında dinsel mezhepler açısından da çeşitli farklılıklar olduğu bilinmektedir. Bu anlamda yaşanması kargaşanın içerisinden nasıl çıkılacak?

Açılımlar elbette olmalı. Özellikle de demokratik toplumsal yapıların bu anlamda esnekliğe sahip olması zaten bir zorunluluktur da. Ancak açılımlar programları yapılırken toplumun kendi iç dinamikleri, iç dengeler, devletin politik yapısı, ekonomik koşulları, hukuksal süreçler çok ayrıntılı olarak masaya yatırılmalıdır.

En önemlisi de gerçek anlamda istenilenin ne olduğudur?

Acaba ülkenin yönetim yetkeleri gerçekten demokratik bir açılım mı yapmak istiyorlar yoksa dıştan dayatmalar karşısında zorunluluktan mı giriştiler bu işe?

Dayatmaların öncelikli etken olduğu açık.

Asıl tehlike de burada yatıyor zaten.

Dış güçler, özellikle de küresel sermayenin başını çeken devletler kendi egemenlik süreçlerinin aksamadan sürmesi için bütünlüklü yapıları, özellikle de ulus devlet yapılarını olabildiğince bölüp parçalamaya çalışırlar. Çünkü ne olursa olsun ulus devletlerin bütünlüklü yapıları ya da başka bir deyişle ulusal sermayeler, dolayısıyla da ulusal ekonomiler küresel sermayelerin ve ekonomilerin devinim hızını bir ölçüde keser, devinim alanını da kısıtlar. Dolayısıyla da bütünlüklü ulus devlet engelinin ortadan kaldırılarak bunların yerine parçalı yapıların oluşturulması her zaman için küresel güçlerin siyasalarının önemli bir kesitinde yer alır.

Kaygım odur ki Türkiye Cumhuriyeti bugün bu tür bir yönlendirmeyle, daha da önemlisi tehlikeyle karşı karşıya bulunuyor.

Dıştan demokrasi dayatmalarına son verilmesi ve ülkenin, kendi demokratik süreçlerini kendi iç dinamikleri doğrultusunda işletmesi en doğrusu.

Anlamlı ve gerçekçi kalkındırma projeleri geliştirilmeli.

İnsanlara iş ve eğitim olanakları sağlanmalı.

Ülkede yaşayan hiç kimsenin kendisini “öteki” olarak hissetmemesi için sistemin çıktılarından eşit pay alması için gerçekçi siyasal uygulamaya konulmalı.

Ülkenin her tarafına eşitleyici kalkındırma programları uygulanarak mağduriyet alanları ortadan kaldırılmalı.

Etnik, din, dil, mezhep açısından kökeni ne olursa olsun ülke vatandaşları arasında sosyo-ekonomik eşitlik sağlandıktan sonra geriye yalnızca ufak çaplı romantik ideolojik kıpırdamalar kalır ki onarın da kendi marjinal alanlarında yaşamalarının hiçbir sakıncası yoktur.

Yoksa açılımın sonucu huzur,barış ve kardeşlik değil, kargaşa, ayrışma, bölüp parçalanma ve iş savaş olur.
Bu yazı toplam 1045 defa okunmuştur
elinize sağlık
mehmet özdemir
Türkiye\de toplumsal anlamda bir değişim gerçekleşiyor. Bu değişimin adı \Açılımlar\ olsa gerek. Ya da başka bişey \Açılımların Olduğu Cumhuriyet\ bunu nasıl yorumlarsanız yorumlayın. Türkiye Cumhuyireti değil belki de Açılımlar Cumhuriyeti. Temelde ülkedeki varolan kargaşa ortamını daha da çoğaltmak için açılım üstüne açılım yapıyoruz. Bazen Kürt kökenli halkımızı bazende farlkı bir etnik kimlikte olan yurttaşımızı düşünüyoruz. Önemli olan asıl amaç. İnsanlarımız burada asıl amacın ne olduğunu iyi bilmesi gerekir. Doğu Anadolu Bölgesinde yaşayan Kürt kökenli yurttaşlarımız bu durumu farkındalar. Son yerel seçimlerde Açılımlar Cumhuriyetinin gerçekçi olmadığını anlayarak sandıkta cevap verdiler. Buradaki amaç dış güçlerin verdiği emri en iyi şeklide yerine getirmek. Kimsenin kimseyi düşündüğü bir şey yok. DÜŞÜNÜLEN TEK ŞEY VAR O KOLTUK VE O KOLTUĞU KAYBETMEMEK İÇİN YAPILAN HERŞEY....
21 Ağustos 2009 Cuma 12:41
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÇOK YORUMLANANLAR