RAMAZAN AYININ GÜZELLİKLERİ

On bir ayın sultanı diye vasıflandırılan mübarek Ramazan ayının son günlerine gelmiş bulunuyoruz. Bünyesinde birçok güzellikleri ve hikmetleri barındıran bu kutsal ay birkaç gün sonra bizlere veda edip gidecektir. Bu ayda iftarlar verilerek toplumsal bir dayanışma sağlandı, fakirler sevindi, camilerimiz teravihlerle süslenip cemaatle dolup taştı. Televizyonlarda uzman din adamlarımız, sohbetleri ile manevi dünyamıza ışık tuttular. İnsanlarımız oruç tutarak, ibadet ederek, hayır ve hasenat yaparak bu ayı değerlendirmeye çalıştılar. Cenabı Hakkın vereceği mükâfatın ümidi ile gönül huzuruna erdiler.

 Ancak geçen yıl Ramazan ayında aramızda olan, bazı dostlarımızı bu yıl aramızda göremedik. Çünkü onlar, bu fani dünyadaki ömürlerini tamamlayıp ebedi olan ahiret âlemine gitmişlerdi. Bu yıl aramızda olanların bir kısmı da, gelecek yıl Ramazan ayında olmayacaklar. Belki onlardan birisi biz olacağız. Bu mübarek ayın kıymetini bilip de, bu ayı gerektiği gibi değerlendiren ve yaşayanlara ne mutlu. Dünyada ve ahrette bahtiyar olacak olan insanlar işte bunlardır.

İnançlı olup da, nefsinin hegemonyası altına giren ve Ramazanın güzelliklerinden yararlanamayan bir kısım talihsiz insanlar ise, dış âlemlerine pek hissettirmeseler de bu mübarek ayın gidişi ile kendi iç âlemlerinde şüphesiz büyük bir huzursuzluk ve pişmanlık yaşayacaklardır. Bu kısa değerlendirmeyi yaptıktan sonra bir fıkra ile konumuza devam edelim.

 Temel bir köyde imamlık yapıyormuş. İftar saati yaklaşmış. Bütün köylü oturmuş iftar açmak için okunacak ezanı bekliyormuş.    Temel çıkmış minareye:
- Allahuekber … Allahuekber…
Köylüler Temelin sesini duyunca bismillah deyip oruçlarını açmışlar.
Biraz sonra minareden Temelin sesi tekrar duyulmuş.
- Allahuekber… Allahuekber… ses deneme 1-2-3 ses deneme!!!!!

 Bu her ne kadar fıkra da olsa, bu tür hadisler maalesef günümüzde de yaşanmaktadır. Buna benzer bir olay bir kaç yıl önce Rize'de yaşanmıştı ve geçen gün de İstanbul Eyüp Camiinde de yaşandı. Tabi ki oradaki cami görevlileri, yaptıkları hatalarını Temel gibi üstün bir zekâ ile telafi edemediler. Rize Müftülüğü, zamanından önce bozulan oruç için, Ramazandan sonra orucu kaza etmeleri gerektiği hususunda fetva vermişti. Almanya'dan arayan Rizeli bir vatandaşımız ise, müftülüğe telefon ederek “bizde o günkü orucu kaza edecek miyiz ?”diye bir soru sorarak o yıl fıkra gibi bir olayın yaşanmasına sebep olmuştu.

 Ramazan ayının güzelliklerinden biride, Ramazan davulcuları ve halkımız tarafından söylenegelen manilerdir. Bu maniler aynı zamanda Ramazanın önemini de anlatmaktadır. Bunlardan birkaç dörtlük şöyledir.

Kavuştuk Ramazan'a,
Hem de büyük ihsana,
Bu ayda oruç tutmak,
Huzur verir insana

 Aldanma sağa sola,
Gel gidelim hak yola,
Güzel oruç tutanın,
Âkıbeti hayrola.

 Sâlih olan seçilir,
Gök kapısı açılır.
Oruçlunun üstüne,
Ne rahmetler saçılır.

 Günâhın olsa yığın,
Yine de O'na sığın.
Gazabından fazladır,
Rahmeti Allah'ın.

 Mübarek Ramazan ayının diğer bir güzelliği de, bin 400 yıldır okuna gelen “mukabele” lerdir. “Mukabele” Ramazan aylarında, mescit ve camilerimizde hafızlar tarafından okunan ve Kur'anı takip etmek suretiyle hatim etme geleneğinin adıdır. Bilindiği gibi yüce kitabımız Kur'an, Peygamberimize Mekke'nin yakınlarındaki Hira mağarasında Ramazan ayında inmeye başlamıştır. Kur'an birden ve topluca inmemiş, ayet, ayet inerek , yaklaşık yirmi üç yıl içerisinde tamamlanmıştır.

Kur'anı Kerim ayetlerini, Peygamberimize vahiy meleği Cebrail (a.s.) getiriyordu. Peygamberimiz de inen Kur'an ayetlerini hemen vahiy kâtiplerine yazdırıyordu. Daha sonra bu ayetleri ashabına anlatıyor, namazlarında, hutbelerinde ve sohbetlerinde okuyordu. Böylece Kur'an ayetleri hem ezberlenmek ve hem de yazılmak sureti ile koruma altına alınmış oluyordu.  

 Ayrıca Cebrail (a.s) her sene Ramazan ayı içerisinde geliyor ve o ana kadar inen Kur'an-ı Kerim ayetlerini Hz. Peygamber (s.a.v) ile karşılaştırıyordu. Yani Peygamber Efendimiz, inen âyetleri okuyor, Cebrâil (a.s.) dinliyor, aynı âyetleri Cebrail (a.s.) okuyor, bu sefer de Peygamberimiz dinliyordu. İşte karşılıklı yapılan bu okumaya İslam literatüründe “mukabele” denilmiştir.

 Cebrail (a.s.) ın Hz. Peygamber (s.a.v)e getirmiş olduğu Kur'anı Kerim ayetleri, o devirde kâğıt olmadığı için deri parçaları, tahta levhalar, develerin kürek kemikleri ve seramik parçaları gibi yazı malzemelerinin üzerine yazılıyordu. Peygamberimiz vefat ettikten sonra yapılan savaşlarda, Kur'anı ezberleyen hafızların şehit olmaya başlamaları ve Kur'an ayetlerinin yazılı olduğu sahifelerin kaybolma ihtimaline karşı, Kur'an ayetlerinin bir araya getirilmesine karar verilmiştir. Halife Hz. Ebu Bekir zamanında bir komisyon kurularak Kur'an ayetlerinin yazılı olduğu sahifeler ilk defa bir araya toplanmış ve bu ilk nüshaya “Mushaf” denilmiştir. Bugün bu terim halkımız arasında da kullanılmaktadır. Daha sonra bu Kur'an nüshası, Halife Hz. Osman zamanında kitap haline getirilip çoğaltılmış ve civar şehirlere dağıtılmıştır. Bu Kur'an hiçbir değişikliğe uğramadan da günümüze kadar gelmiştir. Topkapı Müzesindeki Mukaddes emanetler bölümünde bulunan o günkü Kur'an nüshaları ile bu gün elimizde olan Kur'an-ı Kerim aynıdır. Kıyamete kadar da hiçbir değişikliğe uğramayacak ve muhafaza edilecektir. Çünkü Cenabı Hak Kur'anı Kerimde “Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.” (HİCR / 9) buyurmuştur.

 Kur'anı günümüze gelişi ile ilgili bu kısa bilgiden sonra, Ramazan ayının güzelliklerine devam edelim.“Mukabele” geleneği camilerde olduğu gibi mahallelerimizdeki bazı evlerde de sürdürülmektedir. Kur'an okunacak ev Ramazan ayından önce duyurulur. Mahallenin hanımları o evde bir araya gelip, Kur'an okumasını bilen bir hanımın okuduğu Kur'anı Kerimi dinlerler. Kur'an okumasını bilenler, Kur'anı Kerimi önlerindeki Kur'an kitabından takip ederler, bilmeyenler ise huşu içinde okunan Kur'anı dinlerler. Böylece Ramazan ayı sonuna kadar Kur'anı Kerim baştan sona kadar okunmuş yani hatim yapılmış olunur. Daha sonrada dua yapılır. Genellikle hatim duaları Kadir gecesinin olduğu güne dek getirilir ve manevi coşku o gün adeta doruk noktasına ulaşır. Ayrıca bu    mukabele”lerde sohbetler yapılır, ibadet, ahlak ve maneviyat gibi konularda hanımlar bilgilendirilir. Dini konularda çeşitli sorular sorularak, alınan cevaplar karşılığında bilgi eksiklikleri giderilmiş olur. Mahallede ki fakir ve ihtiyaç sahipleri tespit edilerek onlar için hanımlar kendi aralarında yardımlar toplarlar ve böylece yoksullarda sevindirilir.

 Bu Pazar yani 13 Eylül günü bizzat yaşadığım bir güzellikten de bahsetmek istiyorum. Erzurumlu Ali Baba denilen bir zatın 190 yıl önce Erzurum'da ihdas ettiği ve her yıl Ramazan ayında okunan binbir hatim geleneği, 19 yıldır Kadıköy Söğütlü Çeşme Camiinde de sürdürülmektedir. Ramazan ayında okunan hatimler, sureler ve salâvatı Şerifeler adet olarak bir kâğıda yazılarak cami görevlilerine bildirilmektedir. Ramazan ayının son Pazar günü de, bu hatimlerin duaları, büyük kalabalıkların iştiraki ile çok değerli hocalarımız tarafından yapılmaktadır. Bu pazarda öyle oldu ve sabahın onundan itibaren cami tıka basa doldu. Halkımız tarafından okunan 6.750 adet hatmin duası büyük bir coşku ile yapıldı. Rahmet ve bereket yağmurlarının yağdığı bu manevi iklimde bir çok vatandaşımız göz yaşlarına hakim olamadılar.

 Bu yılkı Ramazan ayını da bütün bu güzellikleri ile birlikte, millet olarak hep beraber yaşadık. Daha nice güzel Ramazanlara sağlık, sıhhat içinde kavuşmak dileği ile gelecek Ramazan Bayramınızı şimdiden tebrik ediyor, esenlikler diliyorum.

 Mustafa ERDOĞMUŞ

 

Yazar: Mustafa Erdoğmuş
http://www.sebinhaber.com/ sitesinden 23.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.