İNANÇ VE DUA
İnsan hayatında inanç ve duanın önemi büyüktür. İnsanı diğer varlıklardan ayıran da bu iki önemli özelliktir. Bir örümceğin, bir arının inançlı veya inançsız olması önemli değildir. Çünkü onlar Yaratanın vermiş olduğu görevleri eksiksi bir şekilde yerine getirmektedirler. İnsan denilen varlıkta başıboş yaratılmamış ve Yaratan tarafından kendisine bazı sorumluluklar verilmiştir. Bu sorumluluğunun en başında da O'nu tanıması ve O'na inanması gelmektedir.
Yüce yaratana inanan bir insanın, hayatının her safhasında onun gözetiminde olduğunu hissetmesi, bir işe başlayacağı zaman o işin onun rızasına ne kadar uygun olup olmadığını düşünmesi ve adımlarını ona göre atması inanan bir insan için en güzel bir davranıştır. İnanan insan, Rabbinin rızasına uygun bir iş yaptığında, bundan dolayı mutluluk duyar ve gönül huzuruna kavuşur. İnanç olmadan yaşanan bir hayatın içi boş ve sonu hüsrandır. Dünyevi düşüncelerden sıyrılarak Rabbinin huzurunda namaza duran bir mü'minin, yaşamış olduğu o manevi huzuru, inancı olmayan bir insanın yaşaması mümkün değildir.Yine, Rabbinin rızası için yemeyip içmeyip oruç tutan bir mü'minin, iftarını açarken duymuş olduğu o mutluluğu ve hazzı acaba hangi insan yaşayabilir?
İşte ibadetler, insanları manen olgunlaştıran ve Allah'tan başkasına asla boyun eğilemeyeceğini gösteren duruşlardır. Beş vakit namazını kılarak, günde kırk defa ihlâs ve samimiyetle “Ya Rabbi yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden isteriz” diyen bir insandan, kötülük beklenemez. Şayet namaz kıldığı halde bir insan kötü davranışlarda da bulunuyor ise, onda samimiyet ve ihlas yok demektir. Onun için de kılmış olduğu namaz onu kötülüklerden alıkoymamıştır. Sıkıntıya düştüğümüzde, tövbekâr olduğumuzda ve şükür edeceğimizde müracaat edeceğimiz tek kapı ve tek makam Yüce Rabbimizin kapısıdır. O'nun kapısına giden boş çevrilmez. Bizler Yüce Mevla'ya bir adım yaklaştığımızda O'nun da bize daha fazla yaklaşacağına vaadi vardır ve bunu unutmamamız gerekir.
Cenabı Hak, Kur'anı kerimde ; “Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) çok yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara-186) buyurmaktadır. Başka bir ayeti kerimede ise ;
“... Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?" (Furkan - 77)buyurmaktadır. Bunun için bir Müslüman'ın hayatında dua çok önemlidir. Dua Yüce makama sunulan manevi bir dilekçedir. Cenabı Hakkın yanında Müslüman'ı önemli kılanda Rabbine karşı acziyetini ifade eden onun duasıdır.
Geçen hayatımızı bir inceleyecek olur isek, dualarımızın kabul olduğunu ve hak etmediğimiz birçok nimetlere sahip olduğumuzu görürüz. Ama çoğumuzun bu nimetlere şükür etmesi aklımıza bile gelmez.
İslami kaynaklarda, Yüce Rabbimize yapmış olduğumuz duaların, bazılarının hemen, bazılarının belli bir zaman sonra kabul olunacağını, bazı duaların ise bu dünyada kabul olunmayıp, onların ahiret hayatına bırakılacağı belirtilmektedir. Yarın Ahiret gününde insan, dünyada kabul olunmayan dualarının mükâfatı ile karşılaştığında, keşke dünya da hiçbir duam kabul olunmasaydı da, ahirete bırakılsaydı, diye pişmanlık duyacakmış. Bunun için, dualarım kabul olunmuyor diye bir düşünce içerisinde olmamak gerekir. Bizim için neyin hayırlı olduğunu ancak bizi yaratan bilir. Yüce Rabbimize karşı kulluğumuzu gösterip, duamızı hiçbir zaman eksik etmemeli ondan her şeyin hayırlısını talep etmeliyiz.
Hadis-i Şeriflerde dünyada üç kimsenin duasının red edilmeyip, kabul edileceği bildirilmektedir. Bu dualar;
a)Ana-Babanın evladına duası.
b) Misafirin duası
c)Mazlumun ( haksızlığa uğrayan kimsenin) duasıdır.
Şimdi, hayatının her bölümünde Yüce Yaratanına karşı görevlerini layıkı ile yapan ve zulme maruz kalmış olan bir Allah dostunun yapmış olduğu dua ile ilgili, tarihte yaşanmış olan bir kıssadan bahsetmek istiyorum.
Horasan valilerinden Abdullah Bin Tâhir, çok âdil ve inançlı bir idareci imiş. Bir gece Jandarmaları birkaç hırsızı yakalamışlar ve valiliğe getirirlerken birisini ellerinden kaçırmışlar. O gece başka bir şehirden gelen bir demirci ise evine gidiyormuş. Jandarmalar, bu demirciyi de yakalayıp, hırsızlar ile birlikte vâlinin huzuruna çıkarmışlar.
Vâli jandarmalarına:
”- Hepsini atın hapse!” diye emir vermiş.
Getirilenlerin hepsini zindana atmışlar. Ancak hiç bir suçu olmadığı halde, haksız bir şekilde zindana atılan demirci, derdini kimseye anlatamamış ve bu hale gelmesine de çok üzülmüş. Zindana atılınca, abdest alıp, namaz kılmaya ve ellerini açıp ;
''Yâ Rabbi! Bir suçumun olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!'' diye duâ etmeye başlamış.
O gece vâli rüyasında, tahtını ters çevirmek için dört kuvvetli kimsenin yanına geldiğini görmüş ve tahtını kaldırıp ters çevirecekleri zaman, uykusundan hemen uyanmış. Hayırdır İnşallah deyip, kalkıp abdest almış ve iki rekat namaz kılıp tekrar yatmış. Rüyasında o dört kimsenin yine tahtını ters çevirmek üzere oldukları sırada yine uyanmış. Vali sıkıntıdan terler içinde kalmış. Sonunda gördüğü bu rüyaların sebebinin, kendisinde bir mazlumun âhının olduğu kanaatine varmış. Yatağından kalkıp, hemen zindancı başını çağırttırmış ve :
- Acaba bu gece zindanda mazlum birisi kaldı mı ? diye sormuş.
Zindancı başı da ;
”- Bunu bilemem efendim. Yanlız biri var ki namaz kılıp, duâ ediyor ve sürekli gözyaşı döküyor.” diye cevap vermiş.
Bunun üzerine Vali ;
”- Hemen o adamı buraya getirin !” diye emir vermiş.
Suçsuz yere zindana atılan demirciyi alıp vâlinin huzuruna getirmişler.
Vâli, getirilen o demircinin hâlini sorup gerçeği anladıktan sonra, demiş ki:
”- Senden özür diliyorum. Seni suçsuz yere zindana attırmışım, Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi de lütfen kabul et. Herhangi bir arzun ve dileğin olunca da, hiç çekinmeden bana gel! “ demiş.
Demirci ise Valiye, ibret dolu şu cevabı vermiş :
”- Sayın Valim, ben hakkımı helâl ediyor ve verdiğiniz hediyeyi de kabul ediyorum. Fakat herhangi bir arzum ve dileğim olunca senden istemeye gelemem.” Bu cevap karşısında şaşıran Vali, demirciye ;
”- Neden gelemezsiniz?” diye sormuş.
Demirci ;
”- Çünkü benim gibi bir fakir kul için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çevirten, namazlarımda ettiğim dualarla beni nice sıkıntılardan kurtaran asıl sahibimi bırakıp da, sana gelemem.” diye ibret dolu anlamlı bir cevap vermiş.
Yüce Rabbine layıkı ile kulluk yapan, onun huzuruna edeple çıkan, onun rahmet ve merhametine güvenerek, ihlâs ve samimiyetle ondan istemesini bilen kişinin açılan ellerini Yüce Yaratanı boş çevirmez ve dualarını kabul eder…
Yeter ki O'na kalpten yönelsin...
Yine Peygamber Efendimiz (sav) “ Şüphesiz ki Allah sizin cisimlerinize ve görünüşlerinize bakmaz; ama kalplerinize bakar.” buyurmuştur.
Riyadan uzak, ihlâs ve samimiyetle Yüce Yaratanına kalpten dua eden kullardan olmamız dileği ile, ŞEBİNHABER ziyaretçilerinin yakında idrak edeceğimiz Kurban Bayramını tebrik ediyor esenlikler diliyorum.