GÖK KUBBENİN ALTINDA HOŞ BİR SEDA BIRAKMAK

GÖK KUBBENİN ALTINDA HOŞ BİR SEDA BIRAKMAK
Ülkemizde sevilen, sayılan yaptıkları ile insanlara faydalı olan biri vefat ettiğinde, gazeteler “bir yıldız daha kaydı” diye manşet atarlar. Çünkü o kayan yıldız bir daha görünmeyecek ve bir daha ışık saçmayacaktır. Nasıl ki bir ülkede sevilen insanlar varsa, küçük bir köyde ve kasabada da hal ve hareketleri ile unutulmayacak izler bırakan insanlarımız vardır. Onların kaybı ile derin bir üzüntü yaşarız. İşte bugün sizlere köyümüzde iz bırakan o güzel insanların birinden biraz bahsetmek istiyorum. Evet, Hacı Bekir abiden, diğer bir tabir ile Bekir Demir Abiden bahsetmek istiyorum.
   Yüce Rabbimiz Kur'anı Keriminde “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya/35) buyurmaktadır.
  Demek ki, Yüce Rabbimiz bizleri bu dünyaya bir imtihan için göndermiş. Belli bir müddet yaşadıktan sonra, bize tahsis edilen ömür bitmekte ve tekrar rabbimize döndürülmekteyiz. İşte Bekir abide 29 Haziran 2009 tarihinde tüm sevdiklerine veda ederek Rabbine döndü.
Halk arasında “Haydan gelen, hu ya gider” diye bir söz vardır. Bu söz halk tarafından “haramdan kazanılan mal ve mülkten bir fayda görülmez, çar çur edilip harcanıp gider, o malın kimseye hayrı olmaz” şeklinde yorumlanır.  Halbu ki bu sözün anlamı böyle değildir.
Sözün başındaki “Hayy” kelimesi Cenabı Hakkın isimlerindendir, “Hu” kelimesi de yine Cenabı Hakkı işaret etmektedir. Öyle ise yukarıdaki söz “ Allah' tan gelen yine Allah'a gider” anlamına gelmektedir. Evet, hepimiz Allah (c.c) dan geldik ve yine ona gideceğiz.
   Bekir Ağabi, herkesin daha iyi geçim şartlarına kavuşmak için, Anadolu'dan İstanbul'a akın ettiği 60 lı yıllarda, O'da memleketi Şebinkarahisar'ın Uğurca köyünden kalkıp annesi ve eşi ile birlikte İstanbul'a gelip İçerenköy'e yerleşmişti. Kartal' daki akü fabrikasında bir iş bulmuş ve çalışmaya başlamıştı. Bu fabrikada emeğini harcayarak hem ailesinin nafakasını temin ediyor, hem de ülke ekonomisine katkı sağlıyordu. Kısa bir zaman sonra arsa almış ve içine iki katlı güzel bir bahçeli ev yapmıştı. Rabbim ona ikisi kız biri erkek olmak üzere üç çocuk nasip etmişti. Bu bahçeli evde ailesi ile birlikte mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamını sürdürüyordu. Yıllar geçmiş, bahçesindeki ağaçlar gelişmiş ve çocukları da büyümüşlerdi. Zamanı gelmiş çalıştığı fabrikadan emekli olmuştu. Emekli olduktan sonra oturmuş olduğu mahallede küçük bir dükkan açmış ve birkaç yıl bu dükkanı çalıştırdıktan sonra kapatmıştı. Bundan sonra İçerenköy Merkez camii artık onun ikinci adresi olmuştu. Rabbine karşı görevlerini yapmaya gayret eder ve beş vakit namazını camide kılmaya çalışırdı. Bir vakit namazını caminin dışında kılmış olsa, sanki o vakit namazını kılmamış zannederim derdi.
Mukaddes topraklara gidip, eşi ile birlikte hac görevini de yerine getirmişti. Boş kalan zamanlarında, küçük bahçesi Bekir Ağabi için bir meşgale kaynağı olmuştu. Bahçe düzenleme konusunda, köylüsü, komşusu ve ailesinden biri gibi sevdiği İsmail Ağabeyisi ile adeta yarış ediyordu. Bir çok konuda aynı kaderi paylaştığı İsmail ağabeysini örnek alıyor, yapacağı bir iş konusunda onunla istişare etmeden o işe başlamıyordu. İsmail Ağabeysini çok seviyordu, “İsmail” ismine karşı özel bir sevgisi vardı. Babasının ismi de “İsmail” idi ve bundan dolayı, Hz. İbrahim gibi oğlunun ismini O'da “İsmail” koymuştu. İsmail Ağabeyisi ile evleri ve küçük bahçeleri yan yana idi. Bahçelerine çeşit, çeşit çiçekler ve ağaçlar ekmişler ve birde ortak su kuyusu açmışlardı. Bahçedeki çiçekler ve bitkiler işte bu kuyunun suyu ile sulanıyordu.


Zaman su gibi hızla akıp geçiyordu, bu iki güzel insanın bahçesindeki, çiçekler açmış, dikilen o ağaçlar büyümüş ve meyve vermeye başlamıştı. Ve bir gün gelmiş çok sevdiği İsmail Ağabeyisi rahatsızlanmıştı. Geçirdiği bir kalp ameliyatı sonucu, yoğun bakıma alınmış ve bir daha yoğun bakımdan çıkamayarak 2003 yılında bir pazartesi günü hakkın rahmetine kavuşmuştu. İsmail ağabeysinin kaybı Bekir Ağabey için adeta bir yıkım olmuş, babasını kaybetmiş gibi üzülmüştü. Çünkü bir çok konuda örnek aldığı, fikirlerine baş vurduğu, baba gibi saygı gösterdiği Ağabeysi artık yoktu. Daha genç yaşlarında iken, camiye ve cemaate alışması konusunda onun o güzel tavsiyelerini unutması asla mümkün değildi. Her sabah namazı vaktinde, İsmail Ağabeysinin bahçe kapısının “dank” sesini duyar ve “İsmail Ağabey namaza gidiyor” der ve hemen kalkıp peşine düşerdi. Biraz sonra Bekir Ağabeyin bahçe kapısından da bir “dank” sesi duyulurdu.      Kuşların bile rızkını aramak için ayağa kalktığı seher vaktinde ve sabahın o sessizliğinde camiye doğru adım, adım yürürlerken adeta melekler de o iki güzel insana eşlik ederlerdi. Yalnız Cenabı Hakkın rızasını gözeterek müezzinin “Namaz uykudan hayırlıdır” nidasına kulak verip, sabah namazına gitmek ne kadar güzel bir duygu idi. Sabah namazlarını kıldıktan sonra, Kayış Dağı çeşmesinden, ellerindeki pet şişelerine nefis memba suyunu doldururlar ve sohbet ederek evlerine dönerlerdi. İsmail ağabeyin vefatı ile bahçe kapı seslerinden biri artık susmuş, onun evlatları ve canı gibi baktığı o güzel bahçesi de sanki yetim kalmıştı.


Bekir Ağabi, İsmail Ağabeyisinin kaybı ile kendini çok yalnız hissetmeye başlamıştı. Bulundukları Şahin sokak derin bir sessizliğe bürünmüştü. Sabah namazı vaktinde bahçe kapısının o “dank” sesi artık duyulmuyordu. Başını döndürüp yandaki bahçeye bir türlü bakamıyor ve onun ile geçen o güzel günlerini hatırladıkça hıçkırıklarına hakim olamıyordu.
Günler geçiyor, hayat acısı ve tatlısı ile devam ediyordu. Bir gün Bekir Ağabeyde tedavisi mümkün olmayan bir hastalığı yakalanmıştı. O'da İsmail Ağabeysi gibi, tevekkül sahibi bir insandı. Allah c.c. dan gelen her şeye razı idi. Hastalığı için çeşitli uzman doktorlara gitmiş tedavisi ile ilgili müspet bir netice alınamamıştı. Kadere razı olmaktan başka bir şey yapılamazdı. Bekir ağabeyde öyle yaptı “Ya Rabbi hastalıkta senden, sağlıktan senden” diyerek Yüce Mevlaya  teslim oldu. Hastalığı her geçen gün ağırlaşmaya başlamıştı. Hiçbir gün şikayetçi olmadı “Ah!” bile demedi, hep şükür etti. Ancak camiye ve namaza gidememesi ve cemaatten uzak kalması onu çok üzüyordu. Rabbine öylesine teslim olmuştu ki, mezar tapusunun yerini ve nereye gömülmesi gerektiğini bile eşine söylemişti. Üzülmemeleri için o haliyle ailesine moral vermeye çalışıyordu. Nihayet Bekir Ağabeyde, yakalandığı bu amansız hastalıktan kurtulamayarak  “Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut-57) ilahi emri gereği, O'da bir Pazartesi günü akşam namazına yakın bir saatte ruhunu ölüm meleğine teslim etti. Altı yıl önce dünya alemini terk edip ebedi aleme giden İsmail Ağabeyisinin yanına gitti. Onun bahçesindeki çiçeklerde boynu bükük ve yetim kalmıştı. Mahallemiz Şahin Sokağının bu iki güzel insanı adeta bir şahin sessizliğinde işte böyle Mevlasına uçup gittiler.
Evet, ahiret alemine yolcu ettiğimiz Bekir Ağabi, çocukla çocuk, büyükle büyük olan, köyümüzün yaşlısının gencinin, kadınının, kızının, hepimizin çok sevdiği bir insandı. O herkesin gönlünü fethetmişti. Onun yüksek sesle konuştuğu, birine kızdığı hiç vaki olmamıştı. Her yıl yaz aylarında gitmiş olduğu Köyündeki Selderesi yaylasının kuzuları bile onu tanımışlardı. O yanlarında olduğu zaman kendilerini daha emniyette hissediyorlardı. Evet O hepimizin Bekir ağabeysi idi. Köyümüzün geleneksel pikniklerinde, sosyal etniklerinde hep onu görürdük. Uğurca köylüleri kadar, kırk beş yıldır ikamet etmiş olduğu İçerenköy mahallesi sakinleri ve cami cemaati de onu çok seviyodu. O aynı zamanda caminin  fahri müezzini idi. Belki bir çok Müslüman onun ezan sesi ile koşup namaza gelmişti. Bekir Ağabi  bir kaç  satır ile anlatılamayan, işte böyle güzel bir insandı.
Hastalığının ağırlaştığı günlerin birinde, İsmail Ağabeyin kızı babasını rüyasında görmüştü. Babası sevinçliydi ve sanki bir misafir bekler gibi  bir hazırlık içinde idi. Bir bahçe kenarında güzel bir yer hazırlıyordu. Kızı “-Ne yapıyorsun baba ?” diye sorduğunda, İsmail Ağabey ;
“- Kızım Bekir gelecek, o çok yoruldu onun için yer hazırlıyorum.” demişti.
Bu rüyadan on beş gün sonra Bekir Ağabeyinde, sayılı nefesleri tükenmiş ve yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak, İsmail ağabeysi gibi Rabbine dönmüştü.
Cenabı Hak her ikisine de rahmet etsin. Makamları cennet olsun.
 


29 Haziran 2009  -  Mustafa ERDOĞMUŞ

Yazar: Mustafa Erdoğmuş
http://www.sebinhaber.com/ sitesinden 23.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.