ESKİ YILLAR VE UNUTULMAYAN ANILAR
İlk defa tanıştığınız bir insan veya bir nesne, bazen size hayatınızda hiç unutamayacağınız izler bırakabilir. Hiç tanımadığınız hayat arkadaşınızla ilk tanışmanızı unutamadığınız gibi. Köyümde geçirdiğim birkaç yıl benim için de anılarla dolu unutulmaz yıllar olmuştur. Hayatı yeni öğrenmeye başladığım çocukluğumun ilk yılları köyümde geçmişti ve İlkokulu bitirdikten sonra da 1960'lı yıllarda İstanbul'a gelip yerleşmiştik. Köyümde geçen o yıllar bütün canlılığı ile hafızamdaki yerini hala muhafaza etmektedir. Ne zaman ki köyden bahsedilecek olsa hep o yıllar gözlerimin önünde canlanır. O yıllar, insanımızın bir çok şeyden yoksun olduğu mahrumiyet yılları idi. Şimdiki gibi iletişim araçları olmadığından, şehir hayatından bir çoğumuzun pek haberi olmazdı. “Şehir” denildiğinde aklımıza ilk gelen şirin ilçemiz Şebinkarahisar olurdu. Köydeki büyüklerimiz ancak bu şehre gidip gelirlerdi. Vasıtanın ve düzgün yolların olmayışı, köyümüzün şehre uzak oluşu gibi nedenlerle özellikle çocukların ve hanımların Şehre gitmeleri pek kolay değildi. Çocuklarımız, şehre gitmek için ilk okulu bitirmelerini, kızlarımız ise evlenme çağına gelmelerini beklerlerdi. Çünkü, çocuklar diplomaları için fotoğraf çektirmek, kızlar ise düğün eksikliklerini görmek için şehre gitmek zorunda kalırlardı. Zaten bunların dışında çocukların ve hanımların şehre gitmeleri pek adet değildi. Onun için şehir hayatından ve gelişmelerden, köyün dışına çıkıp gezenlerin anlattıkları kadarıyla köyümüz insanı bilgi sahibi olabiliyordu.
O yıllarda babalarımız ve dedelerimiz, evlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için, gecenin karanlığında kalkıp binek hayvanları ile dört saatlik uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Şebinkarahisar'a gidiyor, hava kararmadan evlerine dönebilmeleri için de çarşı ve pazarda koşarcasına alış verişlerini yapıp aynı meşakkatli yollardan tekrar köylerine dönüyorlardı. Bu yaşanalar bu günkü neslimize bir masal gibi gelebilir ama maalesef bunların hepsi geçmişimizin acı gerçekleri idi.
Köyde kaldığım dönemde İlkokulu bitirene kadar, bir çok arkadaşım gibi sadece iki defa şehre gidebilmiştim. O yıllarda, güneş battıktan sonra köyün yüksek tepelerinden bakarak ışıklarını seyrettiğimiz o şehir, biz çocukların gözünde çok önemli bir yere sahipti. Onun için her şehre gittiğimizde bir bayram sevinci yaşardık. Şimdi o yıllara ait belleğimde güzel bir anı olarak duran bir hatıramı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu hatıra gazoz denilen içecek ile ilk tanışmamın bir hikayesi olacaktır. Bu hikayeyi okurken, bu gün isimlerini saymakla bitiremediğimiz süslü ambalajlar içinde çocuklarımıza sunulan rengarenk yiyecek ve içecekleri gözlerimizin önüne getirecek olur isek, o yıllarda bir çok şeyden mahrum, hayatı sadece köydeki olanlardan ibaret zanneden bir köy çocuğunun safiyane duygularını daha iyi anlamış oluruz.
Köyümüzde bostan yetişmediği için, kavun karpuz mevsimi geldiğinde, daha fazla bostan yemeleri için, yetişkin çağa gelmiş çocuklar köyden şehre götürülürdü. Ezbider'den getirilen ve bir kenara yığılan kavun ve karpuzlardan doyasıya yenilir ve bir kısmı da eve götürülürdü. İşte bu yaz mevsimlerinin birinde, dokuz yaşlarında iken rahmetli dedem de beni ilk defa Şebinkarahisar'a götürmüştü. Kavun ve karpuz yemekten ziyade şehirde olmanın mutluluğunu yaşıyordum. Bir kenarda durmuş, dükkan vitrinlerini, parke taşları ile döşenmiş tertemiz yolları ve sağa sola koşuşturan insanları şaşkınlıkla seyrediyordum. Elinde şişelerle dolu bir kova olduğu halde “buz gibi gazoz..!” diye bağıran bir çocuğun yanımızdan geçtiğini görmüştüm. Bu çocuğun bağırması dikkatimi çekmiş olacak ki, bir çocuğa ve bir de elindeki kovaya bakmıştım. Bunun üzerine, dedem bana “gazoz içer misin ” diye sormuştu. Bende nasıl bir şey olduğunu bilmediğim bu nesneyi almasını istemiştim.
İlk defa gazoz denilen içecek ile tanışacaktım. Her halde görüntüsünün berrak oluşundan dolayı, gazoz denilen bu şeyin o ana kadar soğuk su olduğunu zannediyordum. Dedemin çağırması ile çocuk yanımıza gelmişti. Gazoz kovasını yere koymuş, içinden bir şişe çıkararak kapağını küçük bir alet ile açmış ve içindekini içmem için şişeyi bana vermişti. Satıcı çocuk, şişenin kapağını açtığında, pat ! diye çıkan bir sesle ile birlikte şişenin içinden dumana benzer bir şeyin çıktığını görmüştüm. Bunlar benim çok dikkatimi çekmişti ve acaba şişeyi neden böyle sıkı sıkıya kapatmışlar diye de aklımdan geçirmiştim..
Şişeyi ağzıma dikip, ilk defa tadını hissedeceğim gazoz denilen bu sıvıyı içmeye başlamıştım. Satıcı çocuk boşalan şişeyi bir an evvel alıp gitmek için yanımda bekliyor ve gazozu bitirmemi bekliyordu. Dedemde ; sürekli, “dik kafaya bitir.. dik kafaya bitir..” diyerek acele etmemi istiyordu. O ana kadar gazozun su olduğunu zannettiğim için, ilk yudumdan sonra zaten bunun bilinen su olmadığını, başka bir şey olduğunu anlamıştım. Tatlı ve genizlerimi yakan çok değişik bir tadı vardı. Dedemin tavsiyesi ile, şişeyi sürekli ağzımda tutuyor ve gazozu dinlenmeden bitirmeye gayret ediyordum. Çünkü gazoz şişesi açılırken, içinden sonradan gaz olduğunu öğreneceğim, dumana benzer bir şey çıkmıştı ya, işte dedemin, sürekli dik kafaya, dik kafaya diye, ısrarlı söyleyişlerinden, herhalde gazoz denilen şeyin bu şekilde içilmesi gerektiğini, şişe açık olursa, içindeki gazozun uçup gideceğini ve verdiğimiz paranın da böylelikle boşa gideceğini zannediyordum.
Aman Allah'ım gazoz denilen bu şeyi içmek de ne kadar da zor imiş. Bir taraftan gazozu mideme gönderirken, bir taraftan burnumdan dumanlar çıkmaya ve gözlerimden de yaşlar akmaya başlamıştı. Dedemden gazoz istediğime çoktan pişman olmuştum. Dedem, benim bu halime gülüyordu. Hayatımda ilk defa gazoz içmeye nail oluyordum. Büyük bir mücadele sonunda bir şişe gazozu içindekini uçurmadan içmeyi başarmış ve boş şişeyi de sağ salim yanımda bekleyen satıcı çocuğa teslim etmiştim. İşte benim gazoz ile ilk tanışmam böyle olmuştu. Bir çoğumuzun hayatında böyle ilkler olmuştur ama ya bunların farkına varmamışızdır, ya da unutup gitmişizdir. 25 kuruş gazoz ücretini alan çocuk, tekrar “buz gibi gazoz !“ diye bağırarak, başka bir saf köylü çocuğun gözlerinden yaşları akıtmak üzere yanımızdan uzaklaşıp gitmişti.
Doğrusu içme usulünü pek bilmediğim için, ilk içtiğimde gazoz biraz canımı yakmıştı ama sonradan tadı hoşuma da gitmişti. Sokaklarda yürürken, hala midemden ve burnumdan gaz çıktığını hissediyordum. Bu ilk gazoz içişimi hiçbir zaman unutamamış ve sonradan bu berrak içecek ile dost olmuştum. Daha sonraki yıllarda, yeri geldikçe ve her gazoz içişimde dostlarımla bu hatıramı paylaşmaktan hep zevk almışımdır. Bu gün ise, dünyamız küçülmüş teknolojik gelişmeler köy ve şehir farkını ortadan kaldırmış, televizyonların evlerimizin baş köşesine yerleşmesi ile insanlarımız her şeyden haberdar olur hale gelmiştir.
Şimdi her yeni bir gün bizlere yeni buluşların ve yeni gelişmelerin müjdesini veriyor ama inanın köyümüzdeki o eski saflığı ve o eski temiz duyguları her zaman arıyoruz.
Bu yıl da acısı ve tatlısı ile yaşadıklarımızı, mazinin sahifeleri arasına terk ederken, şimdi hepimiz yeni bir yıla merhaba demenin hazırlığı içindeyiz.
Barış ve huzur dolu daha nice yeni yıllara kavuşmanız dileği ile tüm dostlara selam ve sevgiler sunuyorum.