ÇANAKKALE ZAFERİ VE TARİHE BİR BAKIŞ

ÇANAKKALE ZAFERİ VE TARİHE BİR BAKIŞ

 

Türkler Anadolu'ya yerleşip Müslümanlığı da kabul ettikten sonra batıya doğru ilerlemeye başlamışlardı.Türklerin ilerlemesinden endişeye kapılan o zamanın Avrupalıları, Türkleri durdurmak ve bu milletin yükselişini önlemek için büyük bir ordu hazırlamışlardı. Bizanslıların başını çektiği bu ordu,1071 yılının Ağustos ayında, Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan' ın komutasındaki ordu ile Malazgirt Ovasında karşılaşmış, Bizans Ordusu Türklerden kat kat üstün olmasına rağmen yapılan Meydan Savaşında, Müslüman Türk ordusu karşısında hezimete uğramış ve Türkler büyük bir zafer elde etmişlerdi.

 

Bütün ilahi dinler tarafından mukaddes bir belde sayılan Kudüs'ün Müslümanlar tarafından fethedilmesi ve Malazgirt Savaşı'nda da büyük yenilgiye uğramaları üzerine Avrupalı Hristiyan devletler, büyük bir telaşa düşmüşlerdi. Bunun üzerine 1095 yılının Kasım ayında Papa II. Urbanus Fransa'da bir kurultay toplayarak tüm Avrupa liderlerini Müslümanlarla karşı savaşa çağırmıştı. İşte bu çağrıya cevap veren o günün Avrupa liderleri Müslümanlara karşı yıllarca süren Haçlı seferini başlatmışlardı.

 

Vahşice yapılan bu Haçlı seferlerine karşı, Türkler göğüslerini siper etmişler ve haçlıların Anadolu'dan ileri gitmesini önlemişlerdi. O yıllar on kadar haçlı seferi düzenlenmiş ancak istedikleri sonucu elde edememişlerdi. Bu haçlı seferlerinin, ondan sonra ki yıllarda da devam ettiğini, günümüzde de askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel olarak hala sürdürülmekte olduğunu unutmamak gerekir. Eğer bu aziz millet güçlü olur, birlik ve beraberliğini kaybetmez ve kendini millet yapan o ulvi değerlerine sahip çıkarsa, o zaman tarihte olduğu gibi bu gün de hiçbir dış gücün bu millete zarar verebileceğine inanmıyorum. 

 

Şimdi içinde bulunduğumuz Mart ayı dolayısı ile bu milletin en zayıf olduğu bir dönemde bile düşmanlarımızın böyle bir ayda nasıl hüsrana uğradığını gösteren Çanakkale savaşlarından ve Çanakkale Zaferinden kısaca bahsetmek istiyorum. Böylelikle Türkiye'nin iç siyasetinden ve kısır çekişmelerinden uzaklaşıp tarihe kısa bir yolculuk yapmış olacağız.

 

Bildiğiniz gibi, her yıl 18 Mart geldiğinde Çanakkale Zaferinin yıl dönümünü Türk Milleti olarak gurur duyarak kutlamaktayız. Peki nedir bu Çanakkale zaferi?

 

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Avrupalılar, haçlı zihniyetlerinden hiç bir zaman vazgeçmemişler, en küçük zayıf nokta yakaladıklarında bile bunu daima fırsata dönüştürüp amaçlarına kavuşma peşinde olmuşlardır. Birinci Dünya Savaşında  Osmanlı Devleti bir çok toprak kaybetmiş ve çok zayıf düşmüştü. Bu zayıflıktan  yararlanan Fransızlar, İngilizler ve Ruslarından oluşan itilaf devletleri Çanakkale Boğazını ele geçirip, oradan da Osmanlının Başkenti ve Hilafetin Merkezi  olan İstanbul´u işgal etmek istemişler ve Osmanlı ordusunun azimli mukavemeti ile karşılaşmışlardı. İşte Osmanlı Devletinin yürütmüş olduğu savunma savaşlarına Çanakkale Savaşları, bu büyük savaş sonunda kahraman milletimizin elde etmiş olduğu zafere de Çanakkale Zaferi denilmektedir.

Çanakkale Savaşı, Birinci Dünya Savaşında 1915 -1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası' nda Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri İngiltere, Fransa ve Rusya arasında yapılan deniz ve kara savaşıdır.

 

Bu savaşlarda Avrupalıların gayesini daha iyi anlamak için Müttefik Kuvvetleri Başkomutanı Hamilton'un şu sözüne iyi kulak vermemiz gerekiyor. Hamilton : “Türklerin, yalnız İstanbul'dan değil Anadolu'dan da sökülüp Asya'ya sürülmesi gerekir.”  Hamilton, Türk Milletinin inancını ve azmini unutmuş olmalı ki o zaman böyle söylüyordu. Onlar teknolojik üstünlüklerine, en modern silahlarla donatılmış ordularına güvenmiş olsalar dahi Rabbim kendine inananları hiç yardımsız bırakırmıydı. Dün Bedir'de ve Malazgirt' de olduğu gibi Çanakkale'de de O'nun yardımı gelecek ve Zafer yine Müslümanların olacaktı ve öyle de olmuştu.

 

İngiliz ve Fransızlar, sömürge ülkelerinden de toplamış oldukları onbinlerce askerle Çanakkale'ye gelip Gelibolu yarımadasına çıkartma yapmışlardı. Bu askerlerin arasında müslüman ülkelerden de toplanmış olan kandırılmış bir çok asker de vardı. Bu askerler, müslüman bir ordu ile savaşacaklarını bilmiyorlardı. 25 Nisan 1915 Çanakkale Savaşlarının en hararetli muharebeleri başlamış. Hem denizde ve hem de karada aylarca göğüs gögüse çok kanlı çarpışmalar olmuştu. Çanakkale´yi  geçemeyeceklerini anlayan İngiliz ve Fransız liderleri Kasım 1915´ten itibaren savaşı sona erdirmek zorunda kalmışlardı. Anadolu'dan ve İstanbul'dan daha bıyığı terlememiş binlerce genç akın, akın bu savaşa katılarak bu topraklar için canlarını feda etmişlerdir. Şair Sadettin AYDOĞDU Çanakkale' ye bakıp duygularını şöyle dile getirmektedir ;

 

“Mavi sularına bir baktım, sanki tarih dalgalanıyor,

Şöyle etrafına bir bak, her yerde Mehmetçik yatıyor.

Mehmetler, Mustafalar, Yahyalar! Ölümsüzsünüz.

Siz Türk milletinin kalbine gömüldünüz

Adınızla tarih yazıldı bütün sayfalara,

Bu kitabin her sayfasında sizler övüldünüz.”

 

18 Mart 1915 günü savaş sona erdiğinde birçok Müslüman ve gayrimüslim hayatını kaybetmiş, geride, gözyaşı, kan ve acı hatıralar kalmıştır. Çanakkale Savaşlarında itilaf devletleri 300.000 ölü, Osmanlı Devleti ise 250.000 şehit vermiştir. 9 Ocak 1916´dan sonra bütün düşman kuvvetleri çekilip gitmişlerdir. Bugün Çanakkale'nin her karış toprağının altında binlerce şehit yatmaktadır. Şairimiz Necmeddin Halil ONAN' da bu topraklara bakıp ;

 

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

 

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.“

 

Diyerek, bu aziz toprakları çok güzel bir şekilde resmetmiştir.

Çanakkale savaşı, kendisinden her bakımdan çok üstün olan düşmana karşı Osmanlı Devletinin son kalesi olan, İstanbul'un ele geçmemesi için, bir milletin canını dişine takarak vermiş olduğu bir var olma mücadelesidir. Ve bu mücadele sonunda  Allah'(c.c)ın yardımı ile elde edilmiş olan büyük bir zaferdir. 

 

Mehmetçik Çanakkale'de türlü çeşit yoksullukların içinde savaşmıştır. Fakat bu yoksulluk Mehmetçiğin sırtında, ayağında, sofrasında, silahında kalmış, ruhuna ve inancına asla işlememiştir. Bunun içindir ki Mehmetçik, Çanakkale'de, tüfeği, süngüsü ve göğsündeki imanı ile, zamanın en güçlü silahlarına ve donanmasına sahip ordularına karşı eşsiz bir mücadele vermiş, onlara tarihin en acı yenilgisini tattırmıştırtır. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif  ERSOY' da Çanakkale şehitlerimizi şöyle övmektedir ;

 

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

 

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 

 

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

 

Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?

'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.

 

Çanakkale savaşlarında o kadar ibret verici hadiseler yaşanmıştır ki, bunların karşısında düşmanlar bile, Türk Milletinin asaletini, kahramanlığını ve insancıl tavrını tarih önünde övmekten geri kalmamışlardır.  Çanakkale'de yaşanan ibret verici bir olayı anlatarak yazıma son veriyorum.

 

Fransız Askerinin Yarasını Saran Türk

Çanakkale Savaşları'nda, Fransız kuvvetlerine komuta eden General Guro, savaş sırasında bir kolu ile bir bacağının bir kısmını, savaş sahasında bırakarak yurduna dönmüş. Daha sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor:

Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için çocuklarınızla daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam, savaş sahasında dövüş bitmiş, çiçeklerle süslü o güzelim tablo, kan revan içinde kalmıştı.  Biz yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır kayıplar vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca hiç unutmayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyordu. Bir Türk Askeri ise kendi gömleğini yırtmış, bu Fransız askerinin yaralarını sarıyor ve kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtasıyla bir konuşma yaptık:                                      

- Niçin, öldürmek istediğin askere şimdi yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi:

- Bu Fransız yaralanınca yanıma düştü. Cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi! Anlamadım!.. Ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok! İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün!..

Bu asil ve âlicenap duygu karşısında hüngür, hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı!.. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşların donduğunu hissettim! Çünkü, Türk askerinin göğsünde, bizim askerin yarasından çok daha ağır ve derin bir süngü yarası vardı. Türk askeri bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı!..

Az sonra ikisi de ölmüşlerdi!!!

Tüm şehit ve gazilerimizin ruhları şad olsun!

 

Yazar: Mustafa Erdoğmuş
http://www.sebinhaber.com/ sitesinden 23.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.