ANNENİN GÖZYAŞLARI
Bildiğiniz gibi her yıl Mayıs ayının ikinci Pazarının anneler günü olarak kutlanması dolayısı ile bizde bundan önceki yazımızda, anneler gününden, anneler gününün bugünkü uygulanışından, sonra da en değerli varlığımız olan annelerimizin öneminden bahsetmeye çalışmış ve yazımızı “her gününüz anneler günü olsun” diye de bitirmiştik.
Hepimizin yaşamış olduğu ve başından geçen bir çok acı ve tatlı hikayeleri olduğu gibi annelerimizin de yaşadığı ve unutamadığı hikayeleri vardır. Şimdi sizlere bu annelerden birinin evladı ile kendi arasında geçen bir hikayesini zevkle ve duygu yükü içinde okuyacağınızı düşünerek aşağıya sunuyorum.
Hikayemiz şöyle ;
“Bir anneler günüydü. Orta yaşlı bir anne, evin içinde telaşlı bir halde, eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor ve tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste hemen pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu. Her hali ile bu gün çok önemli birisini beklediği belli idi.
Annenin, bir tek oğlu vardı ve başka bir şehirde iş bulmuş orada çalışıyordu. Çalıştığı şehir hem uzak olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır da eve gelememişti. Bu yüzdende orta yaşlı anne, anneler günü olması dolayısı ile büyük bir özlemle oğlunun geleceğini ümit ediyordu. Bu yüzden de kulağı sürekli zil ve ayak sesinde idi ve telaşla gelecek evladını bekliyordu.
Her anneler gününde, çocuğunun “Anneciğim, anneler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Anne sevgisi ya, İşte sürekli bunun hayali içinde idi.
Oysa oğlu geleceğini söylememişti. Kadın, boynu bükük bir şekilde;
“-Ya gelmezse, - Ya izin alamadıysa.” gibi, içinden olumsuz düşünceleri geçiriyor, evlat özlemi ve sevgisi sanki onu bir yangının alevleri gibi eritip bitiriyordu.
Ana bu ya ! Sabahtan erken kalkıp hazırlıklara başlamıştı. Telaşlı halini gören eşi, ” Bu telaşın nedir hanım?” diye, sormuş, ona telaşının nedenini açıklayan bir cevap vermemişti.
“- Bu gün evde işim çok, sen git biraz gez, dolaş” diyerek, eşini rica-minnet dışarı göndermişti. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” “ O zaman ona ne derim” diye düşünmüştü.
“ -Ya Gelmezse” düşüncesi ananın yüreğini bir daha titretmişti.
Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi; Ne gelen ve ne de bir telefon eden vardı. Ana iyice tedirgin olmaya başlamıştı. “- Gelemiyorsan, hiç olmazsa bir telefon et de Anneciğim' de.. bari ” gibi düşünceler geçiriyor ve içindeki sıkıntılar giderek artıyordu;
“-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba?
- Ben böyle bekliyorum ama o belki de bu günü hatırlamamıştır bile !
-'Gözden ırak olan, gönülden de ırak olurmuş' sözü acaba anneler için de geçerli olur mu ? “
- Olamaz canım, böyle şey… en azından bir telefon eder.
- Telefon etmesi yetmez, ben özledim yavrumu, göresim geldi, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü özledim işte…
Bu ve benzeri şeyleri aklından geçiriyor, onunla konuştuğunu zannederek de yüzü gülüyor ve farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, saatlerin geçmekte olduğunu ve hala gelenin olmadığını düşünüp yeniden durgunlaşıyordu.
İstemeye, istemeye ;
“-Gelmeyecekse bari telefon etse. . ” diye düşündü.
“- Hiç olmazsa sesini duymuş olurum.” Tam bu düşünceler içinde iken, birden cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk vardı. Hemen telefona uzandı. Telefon ekranına baktı, arayan oğluydu.
Sevinmeli miydi ? Üzülmelimiydi ? Tabi ki sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı. Yoksa telefonda sadece anneler gününü kutlayıp geçecek miydi, sarılamayacak mıydı biricik yavrusuna, biricik oğluna?
Açtı telefonu;
- Alo.
-Alo, nasılsın anneciğim?
- Sağ ol yavrum, sen nasılsın?
-İyiyim anneciğim.
-Ne yapıyorsun, işlerin nasıl?
-Anneciğim biraz zor oldu ama, hem bu şehre hem de işime alıştım.
-Öyle mi yavrucuğum.
Duymak istediği cümleyi söylemiyordu işte… ne telefonda kutluyordu… ne de gelmeyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;
- İzin aldın mı yavrum?
- Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin ?
-Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı oğlum?
- Ha! sahi bugün anneler günü doğru ya ! Anneler günün kutlu olsun anneciğim.
- Sen sen...! bunun için izin almadın mı ?
- Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı bu gün görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de sağ olsun bana izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.
Ana birden durakladı, sesi titrer gibi oldu. Sesine hakim olmaya çalışarak,
-Öyle mi yavrum, nasıl biriymiş bu bayan?
- Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha güzelini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını benim için yapmıştır, beni bekliyor şimdi.
Ananın şaşkınlığı daha da artmıştı, yine titreyen sesiyle,
- Ben…! şey…! tamam yavrucuğum. Şey…! umarım o da seni seviyordur.
- Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf o bayanı görmek için aldım. Babam nerde anne?
- Dışarıdaydı yavrum. Hah...! işte kapı çalıyor, sanırım baban geldi.
-Tamam anne selam söyle babama, ben de şimdi mis gibi kokuların geldiği, dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzelinin kapısındayım.
-Tamam yavrum, söylerim... Sonra yine ara yavrum… Allah'a emanet ol...
Anne büyük bir üzüntü ile telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu onu. Kapıyı açmak için elini uzatırken, gözünden süzülen yaşlara bir türlü engel olamıyordu.
Ağır, ağır adımlarla kapıya doğru yürüdü ve kapıyı açtığında, birden boynuna atılan o biricik oğlu ile karşılaşmıştı.
Oğlunun ;
- "Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diyerek boynuna atılıp bağırması, sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi ona. Ama bu bir rüya değil gerçeğin ta kendisi idi.
Oğlu;
“- Anneciğim, bu güzel günde seni sevindirecek bir sürpriz yapmak istemiştim. Lütfen ağlama, göz yaşlarını sil” dese de annesi sevinçten hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu….”
Böylece anneler gününde evladının yolunu bekleyen bir anne, belki de hayatının en büyük sürprizi ile karşılaşıyor ve sonunda da hayalleri gerçekleşmiş oluyordu…
Allah'a emanet olunuz...