ISLAK MI KURU MU DERKEN İMZA ISLAK ÇIKTI
Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın "irticayla Mücadele Eylem Planı" belgesinin karargâhta hazırlanmış resmi bir evrak olmadığını açıklamış, bunun üzerine bir basın toplantısı düzenleyen Genel Kurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ konuşmasında çok sert açıklamalarda bulunmuştu.
Başbuğ, "Belge bir kâğıt parçasıdır,
Amaç TSK'yı yıpratmaktır,
Sivil savcı kâğıt parçasını hazırlayanları bulsun.
TSK'nın komutanı olarak ben açıkça söylüyorum ki artık TSK üzerinden elinizi çekiniz.
Biz bundan sonra ne istiyoruz. istanbul Cumhuriyet Başsacılığı'ndan belgenin gerçek olmadığından hareketle bu kağıt parçasını kimin hazırladığını bulunmasını istiyoruz." demişti.
Haziran ayında ortaya çıkan ve bir anda tüm Türkiye gündemini alt üst eden bu belgenin ardından 5 aya yakın zaman geçti. Bu arada Türkiye'nin gündemi Demoktarik Açılıma odaklanmış. İç İşleri Bakını Sayın Atalay demoktarik açılım için hem siyasi hem de sivil toplum kuruluşlarıyla görüşüyordu. Türkiye yediden yetmişe herkes açılımı konuşur olmuştu. Cani başı PKK lılara gruplar halinde dağdan inmelerini söylemiş, Kandil ve Mahmur'dan 34 PKK lı teslim olmuştu. Her defasında PKK nın yanında olan DTP teslim olan PKK lıları şölenli andıran bir karşılama yapmış ardından halaylar, zılgıtlı ve suloganlar eşliğinden mitingler yapmıştı. DTP nin şova dönüşen bu görüntüleri karşısında başta şehit aileleri ve gazileri olmak üzere tüm Türkiye tepki göstermişti. DTP nin bu şovu Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Başbakan ve kabine üyelerini rahatsız etti. Başbakan DTP nin tavrının devam etmesi durumunda açılıma gerekli olgunlukla bakamayacaklarını söyledi. Tüm bu gelişmeler olurken 5 ay önce konuşulan Demokrasiye Darbe Belgesi unutulmuştu.
Türkiye gündeminin toz duman olduğu bir zamanda Adli Tıp Kurumu'ndan Demokrasiye Darbe Belgesinin altındaki imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu açıklandı. Bu arada medyada da bir subayın Ergenekon savcılarına İhbar mektubu gönderdiği, ihbar mektubunda Belgenin altında bulunan imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu haberleri kamuoyuna duyuruyordu. İhbar mektubunda belgenin kim tarafından ve nasıl imha edildiğini, kimlerin desteğiyle hazırlandığını geniş bir biçimde anlatılıyordu. İhbar mektubunda daha da vahim olan tüm Türkiye'nin yüreğini dağlayan Dağlıca ve Aktütün baskınları için basında yer alan haberlere göre, İhbarda bulunan Subayın Cuntacıların bu olayı önceden bildiğini şu sözleriyle dile getiriyordu. "gerçekler tarafımızdan tüm çıplaklığıyla biliniyordu." Bu sözler karşısında inanın insanın kanı donuyor. Bu olayla ilgili bir haber kanalında insansız uçak tarafından karakollara yapılan baskın öncesi PKK lıları o bölgede görüntülenmiş. Görüntüler tüm çıplaklığıyla ortadayken birşey yapılmış mı? Hayır. Zaten birşey yapılmadığını da Savcılığa ihbar mektubu gönderen subay söylüyor. Sonuç ne oldu. Dağlıca baskınında 16 askerimiz şehit düştü, 12 askerimiz yaralandı, Aktütün Baskınında da 17 askerimizi şehit verdik. Mektupta da belirtildiğine göre önceden biliniyordu ama hiç birşey yapılmadı. Allah aşkına bu o kadar basit mi? Bunu şehit ailelerine izah edebilecek var mı?
Ortada vahim bir belge var. Halen bu belge kağıt parçası mı orjinal mi? Islak mı kuru mu? Belge kim tarafından sızdırıldı gibi tartışmaları bırakıp, gerçek suçluları yüce Türk adaletinin önüne çıkartılmalı. Genel Kurmay Başkanı Sayın Başbuğ demokrasiyi baltalamak isteyen zihniyetin TSK'da barınamayacağını göstermeli. Bunu yapacağına da yürekten inancımız tam. Sayın Başbuğ, demokrasi dışı arayışlarda olan kişilerin Türk milletinin gönlünde çok büyük bir yere sahip Türk Silahlı Kuvvetleri'ne olan güvenin zedelenmesine asla müsade etmemeli. Şu unutulmamalıdır ki vatandaşlar arasında en güvenilir kurum halen TSK'dır. Bu güvenin bâki kalması Sayın Paşamızın elindedir.
Demokrasi dışı arayışlar asla ve asla kabul edilemez. Demokrasi dışı arayışları arzulayanlar uzaklara gitmesinler yanı başımızdaki komşularımıza bir baksınlar. Tabi bakıpta görebilecek gözleri varsa.